Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[12:53] TİCARİ ARAÇ BİSİKLETE ÇARPTI -- [12:37] Bolu Dağı'nda tırla otomobil çarpıştı -- [12:02] Yanmış halde cesedi bulundu -- [09:41] OTOMOBİL BİSİKLETE ÇARPTI 2 YARALI -- [08:13] Bolu Dağı’na beklenen kar yağışı geldi -- [21:07] ‘HERKESİNKİ ABİ BİZİMKİSİ HARBİ’ -- [18:24] SAĞLIĞA KİŞİ BAŞINA 1.524 TL HARCANDI -- [18:18] İŞÇİLER HASTANELİK OLDU -- [18:15] Yerli otoya talipli il sayısı 19 oldu -- [18:10] YAŞLI FINDIK VERİMİ DÜŞÜRÜYOR! --
Röportajlar
Aile dostu politikalar

26. Dönem Düzce Milletvekili Ayşe Keşir ile gazetemiz yazarı İlhami Atasever görevli olduğu komisyon-bakanlık çalışmaları ile ilgili kendisi ile bir röportaj yaptı.

3.3.2016 - 20:31
1303 kez okundu
0 bekleyen yorum
1 onaylı yorum
Aile dostu politikalar

KEŞİR: “KADIN HAKLARINI SAVUNMAK İLE AİLE BİRLİĞİNİ SAVUNMAK BİRBİRİNİN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR”

Ayşe Keşir Hanımı tanıyabilir miyiz? 

1967 yılında Düzce'de doğdum. Babam Kavakbıçkı Köyü’nde Hafız Bilal Gündoğdu, annem ise Ozanlar Köyü’nden Ahmet Aşık Usta’nın kızı Emine Hanımdır. Babamın İstanbul’a tayin olması sebebiyle, ailem ile birlikte İstanbul Sultanahmet semtine yerleştik. İlkokulu Cağaloğlu Büyük Reşitpaşa İlkokulunda, Ortaöğretimi ise Zeytinburnu İmam Hatip Lisesinde tamamladım. 1989 yılında İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla ilişkiler bölümünü bitirdim. Yıllar sonra Yıldırım Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Politikalar Anabilim dalında yaptım. “Farklı İdeolojilerde Aile ve Kadın Algısı ve Bu Algının Gazete Köşe Yazılarında Ele Alınış Biçimi” konusunda araştırma projesi hazırladım.

Seçmenlerimizin ve hemşehrilerimin teveccühü ile 25. ve 26. Dönem Düzce ili ilk kadın Milletvekili olarak seçildim.  Halen TBMM’ de Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Üyesi ve Aile Bütünlüğü Araştırma Komisyonu Başkanı olarak görev yapıyorum.

TBMM’de yaptığınız çalışmalarla ilgili bilgi verir misiniz? Aile Bütünlüğü Komisyonu çalışmalarını anlatır mısınız? Sizin için aile ne ifade eder?

Meclisteki Komisyon çalışmalarımız yeni başladı. Komisyon çalışmalarından evvel, kadın hakları ve aile politikaları arasındaki ilişkiyi ve Aile Dostu Politikalar Projesinde yaptıklarımızı anlatmak isterim.

Öncelikle, Kadın haklarını savunmak ile aile birliğini savunmak birbirinin alternatifi olmadığının altını çizmek istiyorum. Toplumda Muhafazakarlar aileyi savunur ve üstelik gelenekçi bir dille savunur. Sosyal demokratlar ve feministler ise kadınların bireysel haklarını savunurlar. Sanki ikisi birbirine alternatifmiş gibi sürekli çatışırlar algısı yaygındır.

Gerçek hayatta böyle bir ayrışma var mı?

Hayır. Hayata baktığımızda, feministlerin, sosyal demokratların da biçimleri, bize benzesin veya benzemesin, bir ailesi var, çocukları var, anne babaları var. Yani kadın haklarını savunanlar da bir aile algısı ile yaşarlar. Diğer yandan muhafazakar ailelerin şehirleşme ile birlikte, kızları da şehirde büyüdü, hatta 28 Şubat sürecinde yurt dışında okudular. Kimi artık iki dil biliyor. Muhafazakar babalar da artık kız çocuklarının, hayatın pek çok alanında var olması gerçeği ile yüz yüze geldi. Gerçek hayatta herkes kendi yaşam formülünü bulmuştur, keskin çizgiler ile bir ayrışmadan, çatışmadan söz etmek gerçekçi olmadığı kanaatindeyim.

TÜRKİYE’DE FEMİNİZM MAKSİST Mİ YOKSA LİBERAL Mİ?

Feminizm Türkiye’de ne durumdadır?

Farklı Feminist yaklaşımları söz konusudur. Marksist, liberal… Marksist feminizm, kadının güçlenmesi önünde aileyi bir engel gibi görür ve aileyi reddetmek yönünde bir ideolojisi vardır. Kadın konusu siyasette yumuşak bir konudur. Tüm dünyada böyledir. İdeolojiler kadın konusunu masada tartışmaya açarlar. Şiddet, cinayet konusunu üzerinden, aslında bir yandan da ideolojilerini anlatırlar.

Bu görüş hala hakim mi?

Marksist feminizmin, Türkiye’de eskisi gibi hakim olmadığını düşünüyorum. Feminizm daha ılımlı, daha liberal bir çizgide ilerliyor. Gerçi dünyada da böyle bir eğilim mevcut.  Ama Marksist feministler hala  “aileyi parçalamayı öneriyoruz” diye pankartlar açıyorl. Çünkü bütün sorunun temelinde aileyi görmekteler. Hatta aile içindeki bazı görev ve rollerin, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi, tamamen devlet tarafından yapılmasını da dayatırlar. Kadınlara başka seçenek sunmazlar. Güçlü kadına yalnızlığı dayatırlar adeta…

Peki bu işin doğrusu nedir?

Feminizmin bazı dayatmalarını eleştirirken, dünyada ve ülkemizde şiddet mağduru, eğitim ve istihdam imkanlarına erişemeyen kadınların varlığını da yok sayamayız. Böyle de bir gerçeklik var. Bunu konuşmadan, yok sayarak da gerçekçi bir aile politikası oluşturmak mümkün değildir. Hem kadını ve hem de ailenin diğer tüm bireylerini -engelli, çocuk, yaşlı, erkek- güçlendirerek güçlü aile politikaları oluşturabiliriz. Tüm bireyleri ile güçlü bir aileden bahsedebiliriz.

AİLE DOSTU POLİTİKALAR

“Aile Dostu Politikalar” ne demektir?

Bakanlıkta Bakan Danışmanı olarak görev yaptığım dönemde, bir proje hazırladık. Biz bir ekip olarak yaklaşık 8 ay psikologlar, sosyologlar ile bir çalışma yaptık. Çalışmanın sonunda ortaya çıkan projede gerekçemiz: Genellikle aile, sorunları ile gündem yapılıyor. Aile içinde şiddeti, istismarı konuşuyoruz. Oysa aile aynı zamanda, çözüm üretim kapasitesi yüksek, toplumun temel dinamiği olan bir kurum. Biz aileyi, pozitif gündem yapalım, çözüm üretme kapasitesini güçlendirelim. Sorunları biliyoruz. Eğer aileyi özendireceksek, pozitif gündem yapacaksak, biz de bugünün dilini kullanalım ve yeni nesle daha kolay ulaşalım.

Biraz daha açar mısınız bu konuyu?

Dedik ki, kamu ürettiği ürün ve hizmetleri, son tüketiciye giden hizmetleri “Aile Dostu” üretsin. Bu ne demek? Kültür Bakanlığı, opera, bale, tiyatro, sinema pek çok etkinlik mevcut. Bu etkinliklerin ailece yapılmasını özendirecek uygulamaları hayata geçirelim. Bir “Aile Kartı” oluşturalım. Ailece gidilsin bu etkinliklere ve özendirmek için de küçük bir indirim yapılsın. Spor etkinlikleri, PTT hizmetleri vb. son kullanıcıya ulaşan kamu hizmetleri “Aile Dostu” bakışı ve bir anlamda markası ile üretilsin, pazarlansın. Modern PR ve Medya araçları kullanılsın.

Bunu niye söyledim? Muhafazakar aileler, sevgililer gününü, yılbaşını, anneler gününü bir önem atfetmese de çocuklarının pek çoğu vitrinlerde, reklamlarda, sokakta bu günleri gayet iyi öğrenir.

Peki ne yapmak lazım?

O zaman dedik biz aileyi olumlamayı da onların kullandığı yöntemleri kullanarak başlayalım. Yani ailenin önemini, çözüm üretme kapasitesini, gündelik hayatın içine sokalım. Ayrıca yapılan araştırmalar şunu söylüyor. Türkiye’de yaşlıların yüzde altmışı kendi evinde ve/veya çocukları ile yaşamak istiyor. Bakın etrafınıza annenize, babanıza, birinden biri vefat ettiğinde diğeri nerede? Hem kendi evinde hem de çocuklarına yakın olmak istiyor.  

Büyükşehirlerde bir diğer handikabımız da çocuklarımızı, dede ve ninelerimizden de mahrum ettik. Bakın, dede ve nine çocuğun gelişimi için, sözlü tarihin aktarılması için çok önemlidir. Sadece çocuk bakacak bakıcılar olarak bakmıyorum onlara ben. Çocuk, sabrı 25-30 yaşındaki bir anne ve babadan öğrenemez. Sabrı, hoşgörüyü dede ve nineden öğrenir, onlarla sevgiye doyar. Onun için sağlıklı, kent tipi geniş aile mekanizmaları kurmak gerektiğini düşünüyorum. Hem çocuklarımızı dede ve ninelerinden mahrum etmez, hem de aile büyüklerimizin yaşlılık döneminin huzurlu geçmesi sağlayabiliriz. Çocukların ergenlik vb. problemleri azalacak, sevgiye doyan çocuklarımız olacak. Biz yeter ki geniş aileye ait kadim mekanizmaları şehir hayatında yeni bir kurgu ile hayata geçirebilelim.

Peki konutlarımız hep birlikte oturmaya müsait mi?

Ailede sorunların büyükçe bir kısmı şehirleşme sürecini yönetemememizden kaynaklanıyor. Geçiş süreci, belki bu bizden sonraki nesilde muhtemelen oturacak, düzelecek. Kendimize özgü bir model geliştiremediğimiz için sorunları yaşıyoruz aslında. Konut konusu da bunlardan biridir. Türk konut sistemine, şimdi yeni şehirleşen yaygın sisteme TOKİ’ye ve benzerine bir bakın. Daireler hep bağımsız. Sağlıklı bir geniş ailede, dayanışma duygusu gelişir. Ailelerden birinde yeni bebek olduğunda, ekonomik kriz yaşandığında vb. değişim dönemlerinde yakın geniş aile tarafından desteklenir. Araştırmalar da bunu gösteriyor. Biz “Aile Dostu” konut politikası ile bunu destekleyelim istedik.

Mevcut konut uygulamalarında iki ailenin bir arada aynı evde kalması mümkün değil. Sosyolojiye de uygun değildir bu durum. Aile Dostu Politikalar Projesinde TOKİ’ye düşen kısımda dedik ki; aynı katta farklı metrekarelerde daireler modelleyelim, yaşlısı, aile büyüğü ile yakın ama mahremiyeti de koruyacak, ayrı dairelerde yan yana konut modelleri oluşturalım. O konutları da “Aile Dostu” logolar ile sunalım. Özel sektörü de bu anlamda özendirelim. Ayrıca TOKİ konutlarında, yakın aile bireyleri birbirleri ile aynı veya yakın apartmanda oturmak isterlerse tek kurada ve küçük bir indirim kullanarak ev sahibi olsunlar.

Böyle bir proje başlatmıştık. O dönem 9 Bakan ve Başbakanımız 10 kişilik bir protokol imzalandı. Bunun içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı da vardı.

Ne zaman başlatmıştınız bu projeyi?

2013 sonunda...  Daha sonra gündem o kadar hızlı değişti ki ilerleyemedik. Yapabilseydik bugün daha az şeyler konuşuyor olabilirdik, yol almış olurduk. Özendirmiş olurduk. Şimdi oradan hareketle az çok bu konuyu çok çalıştık. Bu projeyi ortaya çıkarana kadar 8 ay arka planda çok çalıştık. Orada edindiğim bilgiler var. Komisyonda, şimdi onları değerlendirmek istiyoruz.

ARAŞTIRMA KOMİSYONU HANGİ ÇERÇEVEDE ÇALIŞACAK?

Komisyon çalışmalarında neleri planlıyorsunuz, amacınız ne?

Komisyonda tüm partilerin temsilcileri mevcut. 10 üye AK Partili, 2 Milletvekili HDP’den, 4 Milletvekili CHP’den, 1 Milletvekili de MHP’den var. İlk toplantımızda çerçeveyi belirlerken yaptığım konuşmada;

Aileyi çözüm odaklı konuşmak zorunda olduğumuzu ve kadın hakları ve aile birliği birbirinin alternatifi olmadığını ifade ettim.  Ayrıca; aile ile ilişkimiz kadın ve erkek üzerinden, karıkoca ilişkisi üzerinden tartışmamız yeterli değildir. Aile ile ilişkimiz doğumumuzla başlar. Medeni halimiz değişince aile olmayız biz. Çocuk olarak o ailede bir hakkımız, yerimiz var, kardeş olarak bir hukukumuz var, büyük ebeveynlerimizle olan hukuklarımız var. Bunları göz ardı ederek bir çalışma yapamayacağımızı izah ettim. Aile konusunu konuşacaksak geniş bir perspektiften bakmalıyız. Kadın, erkek ve çocuk, varsa yaşlı, varsa engelliyi ve her biri üzerinden, aile konusunu tartışmamız gerekir. Ayrıca komisyonun konusu olan, yaşadığımız iki önemli sorun da var.

Nedir onlar?

1-Yapılan araştırmalar söylüyor ki Türkiye’de boşanan her 100 çiftin 80’ni, doğaldır ki 2. evlilik yapıyor. Yeniden evleniyor. Bu normal bir durum. Fakat diğer yandan bu yüzde 80 evlenenin yüzde 17’si ise boşandığı eşiyle evleniyor! Bu da yılda 30 bin kişiye tekabül ediyor.

30 bin çift mi, kişi mi?

30 bin kişi, 15 bin çifte tekabül ediyor. Bu şu demek: Ekstradan 15 bin dosya hakim önünde bekliyor ve 15 bin örselenmiş aile demektir. Anne, baba ve çocuklar hepsi herkes giriyor bu işin içine. Boşu boşuna örseleniyorlar. Çünkü iki veya üç sene sonra tekrar evleniyorlar. Komisyonun bir konusu, bu yüzde 17’lik kısmı nasıl azaltabiliriz? Bunun için hangi mekanizmaları geliştirmeliyiz.

Diğer konu ise; çatışmalı boşanmalarda velayeti alan taraf çocuğu belirlenen günlerde diğer tarafa göstermeyince, icra yolu ile görebiliyor. Çocuk polisi marifetiyle evinden alınır. Bu iş için memura harcırah ödenir, taksi parası ödenir. Bölgelere göre değişse de Büyükşehirlerde her defasında 5-6 yüz lirayı bulan bir masraf ortaya çıkıyor. Her hafta bu yöntem ile çocuğunu görmek zorunda olan babayı bu masraf hele de sabit gelirliyse zorluyor. Ondan sonra baba 3-5 ay sonra çocuğunu göremez oluyor. Sonra çocuğun anne veya babasıyla ilişkisi kopuyor.  Anneler mağdur oluyor ama babalar da mağdur oluyor. 2023’e giden bir Türkiye’de ebeveynin çocuğunu icra yolu ile görmesi hakikaten bizim ayıbımız! Bu iki konu öncelikli çalışma alanımız…

Nasıl çözülecek bu iş?

Bunun için de çalışıyoruz. Buna nasıl bir mekanizma geliştireceğiz? Komisyonda aile mahkemesi hakimleri var, barolardan temsilciler ve ilgili her kurumdan uzman ile çalışmalarımızı güçlendiriyoruz.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın boşanan çiftlerle ilgili çalışması var mı?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı boşanan çiftler üzerinden bir araştırma yaptı.  Bu çalışmayı yeni bitirdi. Boşanan çiftlere, boşanma nedeni sorulduğunda, kadınların yüzde 60’ı şiddet nedeniyle boşandığını ifade ediyor...

Boşanma sürecinde neler yapabiliriz? 

Anlaşmalı boşanmada kadın, boşanma süresi uzamasın diye bir an önce boşanıyor. Bu süreçte bile kadının hak kaybı oluyor. Diğer taraftan çatışmalı boşanma en kötüsü. Çocuk icra ile görme noktasına geliyor. Bu boşanmalarda en çok çocuk etkileniyor. Biz şunu söylüyoruz. Ebeveynler boşansa bile, arada çocuk varsa ilişkilerin asgari ölçüde bile medeni bir şekilde devam etmesi gerekmektedir. Çatışmalı boşanmaların aza indirilebilmesi için nasıl mekanizmalar geliştirebiliriz? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın daha önce pilot il uygulamaları ile yaptığı bir çalışma vardı. Bunu yaygınlaştıramadık ve biz bunu kamuoyuna doğru anlatamadık. Boşanma süreci danışmanlığı gibi bir mekanizma kuralım dedik.

Bakın çatışmalı boşanmada bazen çatışmayı aile yakınları da körüklüyor. Mal paylaşımı, çocukların velayeti sağlıklı bir şekilde çözümlenemiyor.  Yani normal bir şekilde boşanacak bir çift bile, süreç uzadıkça, etrafa birileri geldikçe boşanmalar daha çatışmalı oluyor.

Onun için danışmanlık mekanizması bir ihtiyaç olarak görünüyor. Bu mekanizma iki konu için önemli, Birincisi; yüzde 17’lik, tekrar eski eşiyle evlenen kolay boşanmalar, ikincisi ise çatışmalı boşanmaların minimize edilmesi. Çocuğun yüksek yararı ve erkek ile kadının sağlıklı bir yaşam sürmesi için buna ihtiyacımız var.

Peki başarılı olabilecek misiniz?

Yukarıda söylediklerimizi rapora yansıtabilirsek, bu anlamda hem yasamaya öneri getirmiş oluruz, kanun, tüzük, yönetmelik değişikliği gibi. Ama diğer taraftan da arzu ediyorum ki hükümet politikalarına ışık tutacak birkaç uygulama örneklerine de raporda yer verebilelim.  Komisyonun temel çerçevesini böyle çizdik. Ben ısrarla aynı şeyi söylüyorum. Aile birliğini savunmak, kadın haklarını savunmanın alternatifi değildir!

Bazı eski ve yanlış kabullerin de değişmesi gerekiyor sanırım?

Evet, mesela ev kadınlığı ile annelik iç içe geçmiş kümeler gibidir. Kadınlar bile birbirine “çok iyi bir annesin” diye iltifat etmez. Ya perdesi, halısı, kar gibi tülleri veya hazırladığı sofralar ile iltifat ederler.

Diğer yandan erkekler, anneliği her şeyin önüne koyduklarını ifade ederek, eşlerinin eğitimli “iyi anne” olmasını ister.  Ama o eğitimli kadın dese ki; “İyi bir anne olarak ben bugün çocuğumuza kitap okudum. Çocuğumun iyi yetişmesi için çocuğumu yarın tiyatroya, daha sonraki gün sinemaya götüreceğim. Üç gün evde yoktum, yemek yok, ütü de yapamadım.” dese… Kusura bakmayın ama erkek, anneliği yine de kutsar mı? Erkek için genelde öne çıkan annelik değil ev kadınlığıdır çünkü.

Akılda kalabilecek somut bir şey söylemek gerekirse gençlere nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?

Aile olmak ihtiyaçlar üzerinden tanımlanamaz sadece. Evliliği, sadece erkeğin evin geçimini temin etmesi, kadının evi çekip çevirmesine indirdiğimizde, şartlar değiştiğinde aile olmayacak mıyız? diye kocaman bir soru çıkar karşımıza… “Evliliği insana ait, insani tarafları ihmal ederek aslında büyük bir hata yapıyoruz. Aile olmak, baş dayayacak omuz, hayat arkadaşı olmak demektir. Evlenmek sadece ev düzmek, eşya almaktan ibaret değildir. Kocaman bir hayatı, geleceği, birlikte, yılmadan, usanmadan inşa edebilme becerisi geliştirmek gerekir.

Son sorum olsun. 8 Mart Dünya Kadınlar günü ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?

8 Mart Dünya Kadınlar Günü emekçi kadınların günüdür. Bu anlamda kadınların iş hayatında varlığı bizim için, partimiz için son derece kıymetli ve geliştirmek istediğimiz konuların başında geliyor. Özellikle iş ve aile yaşamını ilgilendiren konularda geçtiğimiz hafta da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde önemli bir yasaya imza attık. Esnek çalışma modeli artık Türkiye’ye geldi. Kadınların iş hayatında etkinliğini ve varlığını artırmak, ama diğer taraftan da ailenin sağlıklı geleceklerini inşası noktasında özellikle 0-2 yaş arası çocuğu olan annelerin çalışma hayatındaki şartlarının kolaylaştırılması yönünde ciddi adımlar attık.

Mesela;

Yarı zamanlı çalışma geldi biliyorsunuz. Yarı zamanlı çalışma ile birlikte artık kadınlar çocuklarını, evlat edinenler kadın ve erkek olarak her ikisi, yarı zamanlı çalışma seçeneğini seçerek çocuklarının 2 yaşına kadar olan bu süreci değerlendirebilecekler. Biliyorsunuz geçtiğimiz dönemlerde yayınladığımız teşvik paketleri ile kadın ve genç istihdamın önünü açtık. İlave kadın ve genç istihdamında işveren, payına düşen sigorta primleri ilk iki yıl devlet tarafından ödeniyor. Bu önemli bir adım. Bununla birlikte son hükümet programında açıkladığımız ve genç girişimciliğin önünü açmakla ilgili teşvik paketlerinin yeni mezun genç kızlarımız tarafından da dikkatle takip edildiğini biliyorum. Daha önce hep ve sıkça söylediğim bir konu, “Kadın haklarını savunmak ile aile birliğini savunmak birbirinin alternatifi değildir.” Bu anlamda biz hem kadının eğitim ve  istihdam alanını güçlendirmesi, diğer yandan da güçlü kadınlarla ve ailenin tüm bireyleriyle engelli, yaşlı erkek çocuk tüm bireyleri ile güçlenmiş bir aile politikası anlayışımız var. Bu anlamda 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü önemsiyorum. Bu gün, biliyorsunuz tarihte tekstil fabrikasındaki kadınların eylem sırasında yanarak can vermelerinden dolayı bir anma günüdür. Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen bir gündür. Umuyorum, bir daha kadın istihdam tarihinde böyle bir olay yaşanmadan, refah içinde, kadın ve erkek beraber, geleceğin Türkiye’sini birlikte inşa ederiz.

Kadınlar sadece 8 Mart’ta mı hatırlanmalı?

Değil elbette. Biz, Ak Parti olarak az önce de söylediğim teşvik paketlerini 8 Mart Dünya Kadınlar Günü gerekçesiyle yapmadık. Kadının yoksulluk oranlarına baktığımızda şunu görüyoruz. Eğitim almış kadınların eğitim oranları arttıkça ilkokuldan ortaokula, ortaokuldan liseye, liseden üniversiteye geçtikçe yoksulluktaki oranları hızla düşüyor. Üniversite mezunu kadınların, istemeleri halinde istihdama katılım oranları ilkokul mezunu ya da diğer eğitimsiz kadınlara göre çok daha yüksek. O anlamda hükümetimizin 81 ilde açtığı üniversitelerin kız çocuklarını eğitime ciddi katkı sağladığını düşünüyorum. 15 yıl evvel yüzde 7 olan kız çocuklarının üniversiteleşme oranı bugün yüzde 45'e ulaştı. Bundan sonra okullarımız mezun verdikçe, kadınlar daha vasıflı oldukça, kadın istihdam oranları daha çok olacağını düşünüyorum. Tabi bu arada az önce verdiğim örnekteki gibi yarı zamanlı çalışmanın da önemli bir ayak oluşturduğunu düşünüyorum. Yurt dışı örneklemesi olarak en iyi örnek İsveç'tir. İsveç’te yüzde 70’i bulan kadın istihdamının, aslında bugünkü anlamda, Türkiye’de anladığımız anlamda sabah saat 09.00, akşam 18.00 mesaisi çalışma oranı yüzde 40’lar civarındadır. Yüzde 70’in, yüzde 30’luk payını ise yarı zamanlı oluşturur. Yüzde 70’i 09.00-18.00 mesaili çalışmıyor.  Türkiye’de bu oran yüzde 33’tür. Bu kadınların çocukları var emzirme dönemleri var, bebeklik dönemleri var, onun için iş ve aile yaşamını uyumlaştırmada, bebeğin temel ihtiyaçlı dönemlerde esnek çalışma modeli önem arz ediyor. Bunun için hem genç istihdamının, hem de kadın istihdamının önünü açmak için yarı zamanlı çalışmayı önemsiyorum.

Yarı zamanlı çalışmayı biraz açar mısınız, günün yarısı demek mi?

Tabi ki günün yarısı. Mesainin yarısı. Kişinin kendi tercihine bağlı olarak isterse 8 saat mesainin 4 saati, ya da 5 günün 2 veya 3 günü gibi. Sigorta primleri tam yatacak şekilde olacak. 

Çok teşekkür ederim. İyi bir röportaj oldu.

Anlatmak istediğim konuları anlatma fırsatı verdiğiniz için ben de size teşekkür ederim. 

 


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
1303 kez okundu
0 bekleyen yorum
1 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,44

ahmet eliaçık

4.3.2016 - 10:51:23

Emeginize teşekkürler gayreriniz ve bu makaleyi yazdığınız için sayın vekilimizin ayşe keşir ve komisyon daki tüm vekillerimize teşekkür eseriz. Boşanma dan dolayı madur olan taraf olarak ilerde ailenin korunması olsun ve şairin çözümleri olsun ümidim arttı. Fakat boşanan insanların dertleri konusunda hala endişe verici adil yargılanmamak veya erkeğin daimi suçlu algılanması bir çok iftiralarındahi bu süreçte yaşandığı hakikattir. Hakimlerin geniş bırakılan kanaat uygulaması bir kişinin ağzından insanların madur edilmesi yanlıştır . hakimler bosanmalarda daha iyi delil tetkik yetkisiyle ve sosyologlar la yol yürüyüp istişareli kararlar almalı yoksa bu adaletsizlik böyle devam eder.. Kadın yoksulluğa düşmesin diye erkeğin ve ailesinin etrafının madur edilmesi hemde ömür boyu bunun hakkaniyyete insanlıkla din ile alakası yok . saygılarımla ahmet Eliaçık kayseri

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Google+ Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

ÇOK OKUNANLAR