Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[17:44] Silah ve uyuşturucu otomobilin motor kısmından çıktı -- [17:32] LASTİK DEĞİŞTİRKEN CANINDAN OLDU -- [17:30] 15 Temmuz kitabının tanıtımını yaptı -- [17:09] Daha Hızlı ve Etkin Kamu Hizmeti -- [17:06] HERKES ŞİKAYETÇİ… ÇÖZÜM ORTAK AKILDA -- [16:52] Milli Oyuncak Masaya Yatırıldı -- [16:16] DÜZCE’NİN SUYU AKARSULARDAN -- [15:52] CHP’DEN SUÇ DUYURUSU -- [15:08] ADLİYEYE SEVK EDİLDİLER -- [15:01] İş adamlarına misyon Farklılaşması ve ihtisaslaşması anlatıldı --
Röportajlar
İbrahim Korkmaz: 17 Nisan’da güzel bir bahar sabahına uyanacağımıza inanıyorum

Ak Parti eski Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz ile, 16 Nisan’da vatandaşın onayına sunulacak Anayasa değişikliği süreci ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan FETÖ soruşturmalarında gelinen noktayı konuştuk. Her zaman olduğu gibi açık sözlü olmayı ve düşündüğünü cesurca dile getiren Korkmaz, “EVET oylarının yüksek çıkarmak zorundayız, eğer sonuçlar birbirine yakın çıkarsa emin olun CHP hiç susmaz. Mahmut Tanal ilk iş olarak müdavimi olduğu Hecinler çöplüğünde sabaha kadar oy pusulası arar” göndermesinde bulundu.

10.3.2017 - 09:11
1655 kez okundu
0 bekleyen yorum
4 onaylı yorum
İbrahim Korkmaz: 17 Nisan’da güzel bir bahar sabahına uyanacağımıza inanıyorum

İşte İbrahim Korkmaz ile yaptığımız röportajdan öne çıkanlar…

AK Parti; 25 Şubat Cumartesi günü, Ankara Arena Kapalı Spor Salonunda verdiği start ile Referandum kampanyasını resmen başlattı.  Kampanya sürecine nasıl bakıyorsunuz?

Bu süreç sizin de belirttiğiniz gibi, Sayın Başbakanımızın Ankara Arena Kapalı Spor Salonunda verdiği start ile başlamış oldu. Sürecin ve süreç bitiminde ortaya çıkacak olan sonucun, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. İnanıyorum ki,  bu süreç barış havasında geçecek inşallah. Kimsenin; zarar görmediği, kalbinin kırılmadığı, ötekileştirilmediği bir referandum kampanyası olsun istiyorum. Taraflar doğru bildiklerini samimiyetle halkımıza anlatsınlar. Halkımız da kararını dilediği gibi versin. Herkeste ortaya çıkacak olan bu sonuca saygı göstersin. Hepsi bu.

Süreci önemi hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Tarihin dönüm noktalarından birine şahit oluyoruz. Önümüzdeki süreç bu açıdan son derece büyük bir öneme sahip. Bu millete silah zoruyla kabul ettirilen 1982 darbe anayasasında ikinci defa ve son derece de önemli olduğuna inandığım değişikliklere gidiliyor. 16 Nisan da yapılacak olan referandum, her şeyden önce, bu millete giydirilen deli gömleğinin yırtılması için bir dönüm noktası olacaktır. Durumun milletimize bu perspektiften bakılarak anlatılması son derece büyük bir önem arz ediyor. Dolayısıyla önümüzdeki bu kısa süreçte bunu başarmaya çalışacağız.

AK Parti’nin eski bir milletvekilisiniz. Bir vekil olarak sürece nasıl bir katkı verecekseniz?

Sürece katkımız şüphesiz ki bir program çerçevesinde olacaktır. Söz konusu programı ortaya koyacak olan da partimizin yetkili kurullarıdır. Bu sürecin Düzce’de nasıl bir program dahilinde yürütüleceğinin kararını verecek olan Akparti Düzce İl Başkanlığı’dır. Bize düşen bu programda tarafımıza tevdi edilecek olan görevleri en iyi şekilde icra etmektir. Dolayısıyla İl başkanlığının bu konudaki stratejisini belirleyip görevleri dağıtmasını beklemek durumundayız. Zaten süreç bir merkezden kontrol edilmezse başarı sağlamak çok zor olur.

Partiniz size bir görev vermez ise bu durumda nasıl bir çalışma yapacaksınız?

Yine de partimle istişare ederek bir program yapmanın doğru olacağını düşünüyorum. Herkes kendi kafasına göre bir program takip ederse bu doğru olmaz. Görev verilince de bundan geri durmak olmaz, bize ise hiç yakışmaz. Çünkü ben bu meseleye sıradan bir anayasa değişikliği oylaması olarak bakmıyorum. Bu süreç demin de bahsettiğim gibi, bir tarihsel kırılma sürecidir. Ben bu olaya bir medeniyet inşasının yeniden başlatılması olarak bakıyorum. Bu güzel yolda döşenecek olan taşları taşıyan bir hamal olmak ta benim için bir şereftir. Meseleyi böyle görüyorum. Dolayısıyla benden istenen katkı neyse, ben onun çok daha fazlasını vermenin gayreti içerisinde olacağım inşallah.

Şu ana kadar size Akparti İl Başkanlığından herhangi bir program iletildi mi?

Sadece şahsıma değil, bildiğim kadarıyla hiç kimseye henüz herhangi bir program bildirilmedi. Acele etmeye gerek yok. Zaten ben Allah nasip ederse, 6-14 Mart tarihleri arasında Fas’a gideceğim. Tabi bu esnada da boş durmayacağım. Oradaki kardeşlerimizle de bu meseleleri istişare edeceğiz inşallah. Dönüşüme kadar sanırım her şey hazır olur ve biz de tarafımıza tevdi edilen program neyse onun gereğini en iyi şekilde yerine getiririz inşallah.

16 Nisan’da yapılacak oylama öncesi kamuoyunda kafa karışıklığı var. Tek adamlık gibi. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bakınız muhterem kardeşim. Böyle bir yargıya varmak için önce mevcut anayasa metnine bakmak ve ona göre konuşmak lazım. Mevcut anayasanın 104. Maddesi Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini belirlemektedir. Bu maddeyi lütfen herkes açsın ve okusun. Bakın bu maddenin “a” bendinde; Sayın Cumhurbaşkanın yetkiler arasında; “Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek” diye bir ibare var.

Ne demek bu?

Yani bugün Sayın Cumhurbaşkanımız isterse, hiçbir sebepte göstermeksizin ülkeyi seçime götürebilir. Kendisi yerinde kalır fakat meclis yenilenir. Al sana tek adamlık nasıl oluyormuş gör. Şimdi bu madde 82 darbe anayasasında var ve günümüzde de halen geçerli. Soruyorum ben size şimdi; lütfen bana söyler misiniz, eğer Cumhurbaşkanı bu yetkisini bugün kullansa muhalefet veyahut ta meclisin tümü olarak ne yapabilirsiniz?

Hiçbir şey yapılamaz herhalde. Anayasa maddesini uyguluyor sonuçta.

Aynen öyle. Bugün mangalda kül bırakmayan muhalefet şunu der mi acaba? “Aman efendim ne kadar da anayasaya uygun ve yerinde bir karar oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız anayasadan almış olduğu yetkisini kullandı. Dolayısıyla yapacak bir şey yok, öyleyse haydi bakalım seçim meydanlarına.”

Sizce böyle bir şey mi söylerler yoksa kıyameti kopartırlar mı? Bu sorunun cevabını versinler öncelikle. Halbuki yeni anayasada eğer seçim kararı alınırsa, bu karar hem cumhurbaşkanı ve hem de meclis seçimlerini beraberinde getiriyor.

O zaman yeni anayasa daha demokratik bir kural getiriyor mu diyorsunuz?

Tabi ki öyle söylüyorum. Şimdi size tekrar soruyorum. Mevcut anayasa mı daha iyi yoksa yerine getirilecek olan mı? Bu ve bunun gibi birçok maddeyi burada saymak ve karşılaştırma yapmak mümkün. Biz tüm bu 18 maddenin hepsini karşılaştırmalı bir şekilde bütün teknik imkanları da kullanarak halkımıza anlatacağız ve desteklerini talep edeceğiz.

Bu eleştirilerin hiç haklı yanı yok mu?

Var mı yok mu bunu konuşalım. Eğer var ise biz bundan gerekli dersi çıkartalım. Bu ancak diyalog ortamının tesis edilip bu ortamda istişare etmekle ortaya çıkacak bir durum. Fakat şu ana kadar “Hayır” diyenlerin ortaya koyduğu ciddi bir argümanları olduğuna ben şahit olmadım.

Sosyal medya üzerinden kampanya başlattınız. Oradan bazı şeyler şahit oluyorsunuzdur.

Evet doğru. Senin de takip ettiğin gibi; sosyal medyadan herkesi sohbet ortamları oluşturmaya ve gerekirse sabahlara kadar bu maddeler üzerinde kafa yormaya davet ediyorum. Çaylar ve ikramlar bizden, buyurun gelin. Veyahut da siz ortam oluşturup davet edin biz icabet edelim diyorum. Yeter ki güzelliklerin ortaya çıkması için herkeste bir istek ve gayret olsun. Sonuçta bu bir memleket meselesi ve biz bu topraklarda beraber yaşıyoruz. Kavga ederek bir şeyleri tartışamayız. Bir sonuç ta elde edemeyiz.

Çeşitli kamuoyu şirketleri seçim sonuçları üzerine fark farklı öngörülerde bulunuyor. “EVET” ve “HAYIR” oylarının dengede olduğunu söyleyen de var. “EVET” oylarının % 60’a yaklaştığını söyleyenler de.  Sizce tüm bunlar kafaları karıştırmak için, bilerek mi yapılıyor?

Kamuoyu anketleri konusunda fazla fikir beyan etmek istemiyorum doğrusu. Herhangi bir seçimde çok isabetli tahminlerde bulunan bir anket kurumu bir başka seçimde çok fazla yanılabiliyor. Tabi herkesin bir beklentisi var ve bu beklenti doğrultusunda sonuç veren kamuoyu yoklamalarına doğal olarak rağbet ediyor. Ben “EVET” oylarının yüksek çıkacağına inanıyorum. Fakat aradaki farkın çok büyük olmasını da çok önemsiyorum.

Bunu nasıl başarmayı düşünüyorsunuz?

Bunun için halkımızı ikna etmeliyiz ve dolayısıyla gece gündüz çalışmalıyız. Eğer arada çok anlamlı bir fark çıkarsa ki inşallah öyle olacaktır, bu durumda herkes ister istemez sonucu kabullenir. Eğer sonuçlar birbirine yakın çıkarsa emin olun CHP hiç susmaz. Çöplüklerde oy pusulası arama konusunda uzmandır bu arkadaşlar.

Bunu önceki seçimler de çok yaptılar.

Bir tek onu mu yaptılar? Artık trafolarda kedi mi yoksa köpek mi ne ararsan ara. Eminim, CHP’li Mahmut Tanal’ın ilk işi, müdavimi olduğu Düzce çöplüğünde sabahlamak olur. Seçim sabahı orada gözü yaşlı ve sinirli bir şekilde basın açıklaması yaparken görülürse hiç şaşmam.

Düzce her zaman AK Parti’ye büyük destek verdi.

Evet. Düzce;  Ankara’nın batısındaki iller arasında, Akparti’mizin oy oranının en yüksek olduğu yer. Bu doğru bir tespit. Düzce halkında çok büyük bir “Erdoğan sevgisi” var. O’nu bir lider olarak görüyor ve inanıyor. Bunun sonucu olarak ta gerekli desteği her zaman veriyor.

16 Nisan için de aynı şeyi söyleyebilir misiniz?

Ben halkımızın bu referandumda yüksek oranda “EVET” oyu vereceğine canı gönülden inanıyorum. Fakat şu da bir gerçek ki, hiçbir zaman halkın oyunu çantada keklik olarak görme hafifliğini de doğru bulmuyorum. Sadece böyle olmasını arzu ediyorum. Bunun için de halkımızın ayağına gidip ona derdimizi anlatmalıyız. Onu ikna etmeliyiz ki, halkımız da gönül rahatlığı içerisinde bu desteği 16 Nisan’da bize tekrar versin.

Referanduma giderken AK parti’nin bazı handikapları olduğunu düşünüyor musunuz? 

Ne gibi bir handikaptan bahsediyorsunuz bilmiyorum. Fakat genel manada ele alıp yorumlarsak eğer, her partinin şu veya bu şekilde handikapları olur. İnsanların olduğu her yerde bazı problemler olabilir. Fakat unutmayınız ki, biz Akparti olarak bu problemlerin üstesinden gelmeyi her zaman Allah’ın izniyle başarmışızdır.

Bu sefer de aynı beraberliği göstereceğinize eminsiniz yani!

Şimdi de öyle olacak göreceksiniz. Bu referanduma da birlik ve beraberlik içerisinde ve büyük bir dayanışma örneği sergileyerek gireceğiz Allah’ın izniyle. Konuşmamın başında da söyledim, yine de söylüyorum. Bu bizim şahsi meselelerimizi öne çıkartacağımız bir süreç değildir. Burada bir milletin, bir ümmetin geleceği söz konusu. Bu geleceğin hiçbir zaman şahsi beklentilerimizin veyahut ta meselelerimizin kurbanı olmasına müsaade edemeyiz. Bunun hesabını ne bu dünyada ve ne de ahret de veremeyiz.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan FETÖ operasyonlarında sapla samanın birbirine karıştığını söyleyen var. Siz nasıl düşünüyorsunuz?

Bu söz ilk defa Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyu önünde dillendirildi hatırlarsanız. Ben de aynı fikirdeyim. Maalesef çok büyük yanlışların yapıldığına şahit oluyoruz. Fakat bizi iyimserliğe sevk eden bir durum da söz konusu. O da hükümetimizin bu konuda gerekli tedbirleri almaya çalışıyor oluşudur. Ben bu meseleye istatistik bilimi açısından bakarak bir değerlendirme yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. “Toplama bakılırsa haksızlık yapılan insan sayısı çok azdır, bu da kabul edilebilir bir şeydir demem.” Fakat böylesi korkunç bir operasyona maruz kalmış olan bir devletin bunun altından kolaylıkla kalkmasının çok zor olduğunu da kabul ederim. Biz sıradan bir cemaatin operasyonuna maruz kalmadık.

Olayın arkasında başka güçler var diyorsunuz yani…

Tabi ki onu söylüyorum. Bu bir cemaatin tek başına yapabileceği bir operasyon değil.  Burada cemaat sadece bir kukladır, bir maşadır. Önemli olan o kuklayı kimlerin oynattığı, senaryoyu kimlerin yazdığı ve yönettiğidir. Biz bir cemaatle değil de birçok küresel güçlerle ölümüne mücadele ediyoruz. Bu güçlerse bu savaşı her daim bizim kalemizin önünde icra ediyorlar ve biz maalesef devamlı savunmadayız.

Bu gerçekten çok zor bir durum.

O nedenle hata yapmamak mümkün olamaz. Bu durumu anlayışla karşılamak ve sabırlı olmak gerekir diye düşünüyorum. Hükümetin de olayı sayısal bazda değil ismindeki gibi adaletle ele alması gerekir ki zaten yapmaya çalıştığı da budur. Daha geçen gün Adalet bakanımız Sayın Bekir Bozdağ ile Düzce’deki durumları konuştum. Konuşma sonunda benden yazılı bir metin istedi ve kendilerine bu metni verdim. Sağ olsunlar, sayın bakanımız geçmişte de kendisinden istediğimiz bütün haklı taleplerimizi boş çevirmediler, hepsini yerine getirdiler. Bu taleplerimizin de olumlu sonuçlarını hemen görmeye başladık zaten.

Böylesi bir ortamda hem de olağanüstü hal şartlarında bir anayasa referandumu doğrumu sizce?

Ben bunda bir yanlışlık olduğu kanaatinde değilim.  Bu şekilde yorumda bulunanların da samimi olmadığını düşünüyorum. Eğer samimi olsalardı sıkı yönetim şartları altında halka silah zoruyla kabul ettirilen 82 anayasası hakkında daha fazlasını söylemeleri gerekirdi. Halbuki bu anayasayı canhıraş bir şekilde savunuyorlar ve bunu herkes görüyor. Sen de hatırlıyorsun ki; şu anki mevcut anayasanın oylandığı zamanda şeffaf zarflar kullanılmıştı.

Hatırladığım kadarıyla; ”EVET” oyları için mavi bir kağıt, “HAYIR” oyları için ise kırmızı bir kağıdı zarfa atmak zorundaydınız ve kullandığınız oyu herkes kolaylıkla görüyordu.

Tamamen doğru hatırlıyorsun. Hatta 12 Eylül ile ilgili yapılan bir belgeselde izlemiştim. Darbenin lideri Kenan Evren kameralara karşı hem de sırıtarak diyordu ki; Psikolojik baskı olsun diye zarfları şeffaf kağıttan yaptırdık. Bir de utanmadan bunu söylüyor. Bu şartlar altında oylanan bir anayasaya hakkında 35 yıldır sesini çıkartmayanların bugün bağırmasını önemsemediğimi belirtmek isterim.

İyi de; “kötü örnek örnek olmaz” diye de bir söz var…

Böyle bir söz var da; birincisi, bu arkadaşlar bu örneğin kötülüğünü kabul etmiyorlar ki. Eğer etselerdi yıllardır bu darbe anayasası ile yönetilmeyi nasıl içlerine sindirdiklerini de izah etsinler. İkincisi; Madem örnek kötü, o halde bu kötü anayasadan kurtulmak için hangi girişimde bulundun diye sormazlar mı adama? Demek ki onlara göre 82 anayasası kötü bir örnek olamaz. O halde ben de bu örneği bal gibi önlerine koyarım.  Mevcut anayasayı korumak için CHP’nin yıllardır nasıl bir mücadele içerisinde olduğu açık seçik ortada değimli? Bu millet bu çelişkiyi görmüyor mu zannediyorsunuz?

Görüyordur herhalde. Pekala, SP ve bir kısım MHP ile BBP seçmenlerinin olumsuz tavrı için ne söylüyorsunuz?

Daha önce de değişik platformlarda bu konudaki görüşlerimi beyan ettim. Sorunuzda adı geçen partilere mensup olan kardeşlerimin çoğunun olumsuz tavrı sadece bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor düşüncesindeyim. Zaman içerisinde fikirleri değişecek ve çok azı hariç geri kalanlarının referanduma “EVET” oyu verecekleri inancındayım. Hatta bu söylediğim CHP ve HDP seçmenleri için de geçerlidir.

Bu büyük bir iddia değimli? Nasıl olacak bu?

Önemli olan bizim konuyu tüm incelikleri ile kavrayıp uygun bir şekilde halka anlatmamızdır. Biz bunu kardeşlik havası içerisinde, karşı tarafın çekincelerini de önemseyerek anlatırsak, bu insanların bir çoğunun desteğini alırız diye düşünüyorum. Kemikleşmiş, iletişime kapalı, dinlemek ve anlamak istemeyen hiç kimseye zaten hiç bir şey anlatamazsınız. Biz üzerimize düşeni yaparız ve sonucu sadece Allah’tan umarız. Meşhur tabirle; zaferden değil, seferden sorumluyuz. Sefer bizim, zafer ise Allah’ındır.

Savaşa mı gidiyoruz? Sefer, zafer falan…

Allah korusun, tabi ki savaşa gitmiyoruz. Fakat bir mücadeleye girdiğimiz açık seçik ortada. Bu mücadelede siz bir şeyi savunuyorsunuz, karşınızdakiler de başka bir şeyi savunuyorlar. Herkes savunduklarına destek toplamak için sefere çıkacak, yani halka gidecek. Sonuçta halk kararını verecek. Kimin tezi en fazla oy alırsa zafer de onun olacak. Nihayetin de bu zafer tüm ülkeye mal olacak. Bu işin doğası bu.

Bu mücadelede karşı taraf olarak nitelediğiniz gurupların hepsini aynı kefeye koymak doğrumu sizce? Yani PKK ve FETÖ gibi terörist guruplar ile tüm “HAYIR” diyenleri bir tutmak ne kadar adaletli bir yaklaşım?

Biz hiçbir zaman bu insanların hepsini eşit tutmadık ve tutmayız da. Tabi ki “HAYIR” diyen bir MHP veyahut ta SP taraftarı PKK’lı, FETÖ’cü falan olmaz. Bu eşyanın tabiatına uymaz. Fakat unutmamak gerekir ki burada (tabirimi mazur görün lütfen) iki farklı cephe söz konusudur. Terör örgütleri ile aynı değilsiniz ama aynı cephede ve aynı sonucu almak için mücadele ediyorsunuz.

Bunu onların kabul etmesini beklemiyorsunuz herhalde?

Tabi ki kabul etmeyeceklerdir. Fakat şimdi ben Ülkücü ve SP’li kardeşlerime soruyorum. Nasıl oluyor da bu terör örgütlerine düşman olduğunuz halde bunlarla aynı sonucu almak için mücadele ediyorsunuz? Sandığa atacağınız her “HAYIR” oyunun; emperyalistlerin, teröristlerin, Türkiye ve Ümmet düşmanlarının da işine gelecek. Bu durum sizlerde hiçbir sıkıntı oluşturmuyor mu?

Doğrusu ben oluşturduğu kanaatindeyim.

Ben de aynı kanaatteyim. Çünkü Vatan, Millet, Bayrak gibi kavramlar için severek ölüme koşacak yapıdaki bu insanların vicdanen hiçte rahat olmadıklarını düşünüyorum. Bu süreç içerisinde kardeşlerimizi ziyarete gideceğiz ve konuyu masaya yatıracağız. Umuyorum ki bu kardeşlerimizi ikna edeceğiz inşallah.

Halkta Erdoğan sonrası nasıl olacak diye bir endişe var. Siz de bu endişeyi taşıyor musunuz?

Kimde varmış bu endişe? Yalan bu, külliyen yalan.  Bu ihanet şebekelerinin uydurdukları bir yalan. Akparti seçmenini etkilemeye yönelik bir operasyon. Diyorlar ki; “Eğer Erdoğan ölürse bu yetkiler başkasının eline geçer ve memleket kötü bir hale düşer. Dolayısıyla Erdoğan’ın da iyiliği için bu taslağa “HAYIR” demelisiniz.” Özellikle kafası karışık fakat “ERDOĞAN”  sevdalısı olan Akparti seçmenlerini etkilemeye yönelik bir operasyon bu. Bizi böylesi bir oyuna düşüremezler.

Akparti seçmeninin bu konuda kaygı duymadığını mı söylüyorsunuz?

Evet, öyle söylüyorum. Hiçbir Akparti seçmeninin Erdoğan sonrası diye bir kaygısı olamaz ve olmamalıda. Sayın Cumhurbaşkanımız defalarca belirttiler. “Ben bir faniyim.” diye defalarca meydanlarda haykırdılar. Daha ne yapsınlar yahu. Sayın Başbakanımız da o sempatik üslubuyla çok güzel bir söz söylediler. Biz bu referandumu “ERDOĞAN” için değil, “HER DOĞAN” için istiyoruz dediler.

O halde bunca gayret hangi amaca hizmet ediyor?

Biz bu değişiklikleri memleketin önünü açmak için istiyoruz. Ümmetin selameti için, tüm dünya mazlumlarının kurtuluşuna bir kapı aralamak için istiyoruz. Erdoğan’a Allah uzun ömürler versin. Fakat yakın bir zamanda o’da biz de elden ayaktan düşeceğiz. Belki de referandum sonucunu dahi görmek nasip olmayacak.

Allah’tan başka kim bunu bilebilir ki? 

Çok doğru. Ancak Allah bilir. Bak azizim bu millet asil bir milletdir. Bizler bu coğrafyalarda kurulmuş kadim bir medeniyetin çocuklarıyız. Hedefimiz; yıkılan bu medeniyeti yeniden ayağa kaldırmaktır ve kaldıracağız inşallah. Dolayısıyla bu bayrak yarışı kıyamete kadar devam edecektir. Endişe etmeyiniz, bu millet daha çok; Erdoğanlar, Fatihler, Abdülhamitler çıkartır Allah’ın izniyle. Önemli olan biz sistemi iyi oturtalım. Sistem iyi kurulur ise her şey yoluna girer ve millet huzura kavuşur Allah’ın izniyle.

KHK ile haksız yere işlerinden olan ciddi sayıda insan söz konusu. Bu insanlardan Düzce’de de mevcut. Sizin içerisinden geldiğiniz Üniversiteden de birçok insan atıldı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Değişik kurumlardan atılan bazı kişileri uzun yıllardır yakından tanıyorum. Özellikle üniversiteden atılan fakat FETÖ ile hiçbir bağı olmayan arkadaşlarımız var. Sohbetin başında da belirttiğim gibi ben bu isimleri sayın Adalet bakanımıza liste halinde verdim. Bunlar üzerinde titiz bir çalışma yapılıyor. Düzce Meslek Yüksekokulunda yıllarca beraber görev yaptığım bir arkadaşım doğrudan memuriyetten atıldı. Onu tanıyan herkes bilir ki bu arkadaşımızın FETÖ ile uzaktan yakından bir ilişkisi yok.  Çok zeki bir kızı var ve cemaatin okulunda parasız okuyor. Bir de Asya Finansta hesabı var. Hepsi bundan ibaret.

Asya finansta hesabı olmayı önemli bir kriter olarak görülüyor ama?

İyi de adamın hesabı var sadece. Cemaate bir yardımı yok, bankanın ayakta kalması için Pensilvanya’daki itin emrine uyup ta para falan da yatırmış değil. Sana daha ilginç bir şey söyleyeyim istersen. Bu hesabı da bu arkadaşın kendisi açmış falan zannetmeyin sakın.

Kim açmış peki?

Güzel bir soru. Kim açmış? Kim açacak, zamanın üniversite rektörü sayın Funda Sivrikaya Şerifoğlu açmış.

Anlamadım? Nasıl yani?

 Sadece onun adına değil üniversitede görevli olan herkes adına bu hesapları açtıran da o hanımefendi. Sadece akademik ve idari personel için değil tüm öğrenciler için Bank Asya’da hesap açma zorunluluğu getiren de bu rektörden başkası değil. Aslında sen bunu çok iyi biliyorsun. Çünkü Düzce Üniversitesi ile Bank Asya arasında “DIT KART” krizi diye bir manşetinizi hatırlıyorum o zamanlar.

Evet, çok doğru. Biz bu manşeti attığımız için de rektör bizi mahkemeye vermiş ve mahkum ettirmişti. Biz de maalesef halka bunu anlatamamıştık.

Aynen öyle. Çünkü o zaman “Düzce’nin Sesi gazetesi İbrahim Korkmaz’dan emir alıyor” düşüncesi insanların zihnine yerleştirilmişti. Dolayısıyla attığınız her manşet benden biliniyordu. Şimdi ben size soruyorum. Bana söyler misiniz, Bank Asya’nın önünden geçen herkesi içeri alacaksın fakat bu bankayı üniversitenin başına bela eden rektör hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak dışarıda gezecek. Bunun neresinde adalet diye sormazlar mı adama?

İyi de bu soruyu bana mı soruyorsunuz? Adaleti ben dağıtmıyorum ki.

Tabi ki sana sormuyorum. Bu sorunun muhatabı adaleti tesis etmekle yükümlü olan mercilerdir.  Benim bu söyleşideki beyanlarımı bir ihbar kabul etsinler ve davet etsinler. Ben de tüm bildiklerimi kendilerine anlatayım. Düşünebiliyor musunuz, reçete yolsuzluğundan ceza almış ve cezası Yargıtay tarafından da onaylanmış olan bir şahıs, adliye koridorlarında fink atıyor. Her devrin adamı olan bu şahıs kim kuvvetli ise hemen onun yanında yer alacak karakterde birisidir.

Bünyamin Dikici seçimi kazandığında hemen yanında yer almıştı. Hatta bağlılığını belirten bir yazıyı imzalayıp vermişti diye hatırlıyorum.

Çok doğru hatırlıyorsun. Bu tavrının delilleri geçmişte Bünyamin hoca tarafından savcılığa da verilmişti. Şimdi bu şahıs herkesi karalıyor, herkes hakkında yalan yanlış ihbarlarda bulunuyor. Bu ihbarlar sonucunda birçok insanın hayatı altüst oluyor.  Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durumu sayın Bakanımıza ilettim, durumun vahameti hakkında kendilerine detaylı bilgi verdim. Beni ilgiyle dinlediler sağ olsunlar.  Gereğini de yapıyorlar ve daima yapacaklarına olan inancım da tamdır Allah’ın izniyle.

Bu karakterdeki insanların FETÖ ile yapılan mücadeleyi olumsuz etkilediğini mi düşünüyorsunuz?

Tabi ki öyle düşünüyorum. Bu tür şaibeli insanların adliye koridorlarında gezmesi, hakimlerin savcıların odalarından yıllardır dışarı çıkmaması kabul edilebilir bir şey midir? Bu insanların kim olduklarını araştırmak adli merciler için bir tık mesafesindedir. Açıp baksınlar bu tipteki insanların cemaziyülevveline. Benim söylediklerimin ne kadar doğru olduğunu zaten göreceklerdir.

Bu durumu Sayın Bakana ilettiniz mi?

Evet ilettim. Fakat daha detaylı bir raporu referandum sonrası, belgeleriyle birlikte en üst düzeydeki kurumlara ileteceğim inşallah. Çünkü bu gibi tiplerin gizli tanıklığı ile yapılan operasyonlar bizim davamıza son derece büyük zararlar veriyor.

Ne gibi bir zarar bu?

 Ben bunu Akparti ve dolayısıyla mevcut hükümete karşı yapılan bir operasyon olarak görüyorum. Bunu partimizin önemli isimleriyle de istişare ettim ve etmeye de devam edeceğim. Dolayısıyla; haddim olmasa da, adalet mekanizmasını işleten sayın savcılarımıza ve hakimlerimize bu konuda olduğundan çok daha hassas davranmalarını tavsiye ediyorum.  Bu konularda bana soracakları her soruya açık olduğumu da sizin gazeteniz aracılığıyla açıkça talep ediyorum.

Sizin hakkınızda da söylenen birçok söz var. Üniversite seçimlerinde desteklediğiniz şahıs şu anda ceza evinde.  Halbuki sizin kimliğiniz ortada. Sizin siyasi duruşunuz ve bağlantılarınız yıllardır biliniyor. Pekala, nasıl oldu da siz bir cemaat mensubunu desteklediniz?

2011 yılından bahsediyorsunuz. Ben rektörlük seçimlerinde Bünyamin Dikici’yi destekledim. Bu doğrudur ve halen de doğru yaptığıma inanıyorum. Çünkü siz olayın perde arkasını bilmediğiniz için bu yargıya varıyorsunuz. Bünyamin Dikici seçimi kazandı fakat atanamadı. Peki, bu süreçte cemaat kimin lehine tavır takındı bunu hiç düşündünüz mü?

Nasıl yani? Şimdi bana “Cemaat Funda Sivrikaya Şerifoğlu’nu destekledi.” demeyeceksiniz herhalde!

Aynen öyle söyleyeceğim.  Bunu ben değil bu hanımefendinin bizzat kendisi söylüyor.  Elimize geçen bir ses kaydında (ki ben bu ses kaydını o zaman savcılığa vermiştim.) bir televizyonun muhabirlerine cemaatle olan yakın ilişkisini çok detaylı bir şekilde anlatıyor zaten. Cemaat benim arkamda diyor. Benim imam nikahımı kıyan cemaatten birisi, çocuklarımın ismini de kulağına üfleyen o diyor. Bünyamin Dikici’yi kastederek, onun cemaatle ilgisi yok, cemaati kullanıyor diyor. Asıl cemaatçi biziz diyor. Cemaat bana her zaman destek oldu, her zaman arkamda diyor.

Daha ne desin. Bunlarda birisini bugün biriler söylese hemen içeri alırlar herhalde.

Daha saymama gerek var mı? Ben bu ses kaydını savcılığa verdim. Bünyamin bey de benimle beraber suç duyurusunda bulunmasına rağmen olayın üstü maalesef yine bu yapı tarafından örtüldü. Bu kayıt hala benim elimde duruyor. Sayın Başsavcı davet etsin, kendisine takdim edeyim.

Son derece ilginç iddialar bunlar sayın Hocam.

Tüm bunlar 2011 de oluyor. Yani ikinci kez rektör seçildikten hemen sonra oluyor bunlar. Peki, bu süreçte başka neler oluyor dersiniz? Cemaatin gazeteleri Şerifoğlu için defalarca haber yapıyorlar. Kendisini göklere çıkartan sayfalar dolusu ekler yayınlıyorlar. Funda hanım da bu durumdan son derece memnun ki, üniversite de adet haline getirdiği her altı aylık sunumda bu haberleri dinleyiciler ile paylaşıyor.  Orada zaman gazetesi Logosu altında bu hanım yere göğe sığdırılamıyor. Buna herkes şahit zaten.

Evet biliyorum. Bizde bu sunumlara zaman zaman iştirak etmiştik. Düzce protokolü de bu toplantılara katılıyordu.

Tabi canım! Düzce’nin hemen tüm kalbur üstü olarak nitelenecek insanları bu sunumları izliyor ve bu duruma şahit oluyordu. Bir Allah’ın kulu da demiyordu ki; “Yahu bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.” diye. Hem cemaatin adamları ile mücadele ettiğini her tarafta söylüyorsun ve hem de cemaat seni tam gaz destekliyor.  Bu nasıl iş yahu diye bir Allah’ın kulu sormadı.

Eğer cemaat Funda hanım’a düşman olsaydı, cemaat kendisine böyle bir destek verir miydi?

Sizce verir miydi? Değil destek, günahını bile vermezdi. Bakın bakalım bu hanımefendinin rektör olduğu ilk ve ikinci dönemde üniversiteye kaç tane cemaatçi alınmış. Tüm bunları ben almadım herhalde. Bank Asya ile protokol imzalayıp tüm üniversite camiasını bugün şaibe altına sokan bu hanım, bu anlaşmayı rektörlüğünün ikinci döneminde yapmıştır bilesiniz.

Yani herkes bu hanımefendiyi o zaman cemaat ile mücadele ediyor zannederken o cemaatle kol kola platonik bir aşk yaşıyordu mu diyorsunuz?

Aynen öyle söylüyorum. Fakat ne yazık ki, bugün herkes bu kadının başlarına açtığı sıkıntıların hesabını verirken, kimsenin bu kişiye hiçbir şey sormamasını siz nasıl izah ediyorsunuz doğrusu merak ediyorum?

Bu süreçte cemaatin kuruluşu olan DÜSİAD yönetim kurulu rektörü sıklıkla makamında ziyaret ediyordu. Biz de haber yapıyorduk.

Nasıl samimi görüşmeler olduğunu da hatırlarsınız o halde. Bu görüşmelerin sonucunda Üniversitenin akademik ve idari yapılanmasına kimler dahil olmuş. Hangi ticari kuruluşlar üniversitenin ihale pastasından ne kadar pay almışlar. Bu kuruluşların yöneticilerinden kaç tanesi içeride kaç tanesi yurt dışına kaçmış bir inceleyin de ondan sonra benim üniversite mücadelemi belki anlarsınız.

Bu süreçte anlaşılmadığınızı mı düşünüyorsunuz?

Başka ne düşünebilirim ki? Yahu Dinçer Hasan Gürsan diye bir arkadaş var. Kendisini severim. Dürüst namuslu bir insandır. Bu arkadaş siyasi görüş olarak CHP’li bir arkadaştır. Bu arkadaş demin bahsettiğim gizli tanık tarafından şikayet edildi ve işinden oldu. Dinçer bey Tıp Fakültesi hastanesi Müdürü idi ve o hastane inşaatında yapılan yolsuzluklara Bünyamin bey ile karşı durduğu için hedef oldu.  Hastane inşaatını teslim almadıkları için Şerifoğlu bu insanların anasından emdiğini burunlarından getirdi. Bu konuda o dönemde gerek Bünyamin Dikici’nin ve gerekse de Dinçer beyin savcılığa yapılmış suç duyuruları var. Bünyamin bey’in o dönemde yaptığı suç duyurularının dosyaları tekrar açılırsa çok ezberler bozulacaktır bundan emin olun.

FETÖ ile mücadelenin zaafa uğratıldığı yönünde görüşler var. Üniversitelerde ve adalet mekanizmalarında olsun başka devlet dairelerinde olsun, kripto FETÖ’cülerin işlerinin başında olduğunu söyleyenler var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Evet, bu görüşe büyük oranda katılıyorum. Bu devlet üzerinde, Osmanlı’yı sayarsak eğer, 200 yılı aşkın bir zamandır operasyonlar yapılıyor. Bakın, bu devletin kurumları 40 yıla yakın bir süredir değişik gurupların sistematik olarak işgali altındadır. Biz bu işgalcilere karşı yıllardır toplum olarak şöyle yada böyle büyük bir mücadele veriyoruz. Son 15 yıldır da bu mücadele Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüyor. Bu işgal çetelerinin sadece isimleri değişmektedir. Son tahlilde bunların hepsi aynı merkezden idare edilmektedirler.

Bahsettiğiniz bu işgal kuvvetlerinin komuta merkezi neresidir?

Bu işgal kuvvetlerinin komuta merkezi dışarıdadır. Ben bu merkezin Amerika’da olduğu kanaatinde değilim. Amerika sadece işin operasyon kısmını yönetiyor fakat üst akıl kesinlikle Amerika değil. Üst akıl Mason Localarıdır ve onların da merkezi İngiltere’dir. Bu üst akıl bu tür operasyonları sadece ülkemizde değil tüm dünyada uygulamayı sürdürüyor. Sadece İslam ülkelerinde de değil kendi çıkarlarına zıt düşen tüm ülkelerde bu tür yapılanmaları oluşturuyor ve yeri gelince de kullanıyorlar. Daha yeni, Güney Kore’de meşhur Moon tarikatı üzerinden operasyon yaptılar ve Başkanı istifa ettirdiler.

Kırk yıldır devlete sızan ve kılcallarına kadar yerleşen böyle bir yapılanmayı birkaç ayda temizlemek mümkün mü?

Maalesef mümkün değildir. Tamamen temizlenmesi de hemen hemen imkansızdır. Fakat şurası bir gerçek ki, bu örgütün büyük oranda beli kırılmıştır. Toparlanması çok kolay olmayacaktır. Bu haliyle devam edeceğini de sanmıyorum. Kanser hücresi gibi metastaz yapacak ve başka bir hal alacaktır diye düşünüyorum. Çok tehlikeli bir ihanet şebekesi ile karşı karşıya olduğumuz da herkesin malumu. Buna göre tedbir almalıyız.

İnsan paranoyak olmaz mı? Çok zor bir durum gerçekten.

Tabi ki paranoyak olmayacağız fakat her türlü ihtimali de göz önünde bulunduracağız. Zaman daha çok şeylere gebedir diye düşünüyorum. Çok sürprizlerle karşı karşıya kalma ihtimalimiz her zaman var. Bu nedenle uyumak yok. Bu coğrafyada ayakta kalmak kolay değildir. Hızınızı keserseniz düşersiniz ve bir daha da ayağa kalkamazsınız. O nedenle tam gaz ileri, fren yok. Adaletten ayrılmak ta yok.

17 Nisan sabahı Türkiye güne nasıl başlayacak? Temenniniz ne?

Çok güzel bir sabah olacak diye düşünüyorum. Fakat bu süreçte içte ve dışta bazı sıkıntılı durumlarla karşı karşıya kalma ihtimalini çok yüksek görüyorum. Her türlü duruma hazır olmakta fayda var. Fakat her şeye rağmen güzel bir bahar sabahına uyanacağımıza inanıyorum.

Teşekkür ederim sayın hocam.

Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben de size ve Oksijen Medya ailesine çok teşekkür ederim.


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
1655 kez okundu
0 bekleyen yorum
4 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
Katılıyorum   Katılmıyorum
%41,18

Her devrin adamı

2.10.2017 - 23:05:58

Funda Sivrikaya Şerifoğlu Fetönün en önemli destekçisi mi?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00

Yusuf Dere

4.9.2017 - 12:05:30

Sen kendin fetöcülere destek verenlerle işbirliği yaptın mı?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00

Dursun

22.6.2017 - 11:43:50

Funda Sivrikaya Şerifoğlu'nun FETÖ culara verdiği desteği anlatmış. Bu bilinenin bir kısmı gibi görünüyor. Acaba kaç tane FETÖCÜ yerleştirmiştir. Bunu Fundanın açıklaması gerekiyor. Fundanın Fetöcülere her türlü desteği verdiğini herkes biliyor. Neden FETÖCÜ lerin isimlerini açıklıyamoyor?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,66

Salih

13.3.2017 - 23:13:23

yav he he 15 yıldır her seçimden sonra bahar olacaktı zaten sonuç ortada! Bazen sanki ülkeyi başkası yönetiyorda bizim mi haberimiz yok diyorum

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Google+ Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

ÇOK OKUNANLAR