Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[17:44] Silah ve uyuşturucu otomobilin motor kısmından çıktı -- [17:32] LASTİK DEĞİŞTİRKEN CANINDAN OLDU -- [17:30] 15 Temmuz kitabının tanıtımını yaptı -- [17:09] Daha Hızlı ve Etkin Kamu Hizmeti -- [17:06] HERKES ŞİKAYETÇİ… ÇÖZÜM ORTAK AKILDA -- [16:52] Milli Oyuncak Masaya Yatırıldı -- [16:16] DÜZCE’NİN SUYU AKARSULARDAN -- [15:52] CHP’DEN SUÇ DUYURUSU -- [15:08] ADLİYEYE SEVK EDİLDİLER -- [15:01] İş adamlarına misyon Farklılaşması ve ihtisaslaşması anlatıldı --
Röportajlar
“Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var”

Gazetemiz yazarı İlhami Atasever, Millî Eğitim Bakanlığının “İHH” ile 4 yıldır ortaklaşa yürüttüğü “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesinin Düzce koordinatörlüğünü 2017 tarihinden itibaren yürüten AR-GE görevlisi Kudret Çiçek ile röportaj gerçekleştirdi.

15.5.2017 - 10:04
1502 kez okundu
0 bekleyen yorum
0 onaylı yorum
“Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var”

Kudret Çiçek kimdir?

1976 yılı Düzce-Konuralp doğumluyum. İlkokulu Konuralp İlkokulunda, Ortaokul ve liseyi Düzce İmam Hatip Lisesinde tamamladım. Üniversite eğitimini Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladım. 2002 yılından beri Edebiyat Öğretmenliği yapmaktayım. Kahramanmaraş ve Düzce’de çalıştım. 2014’yılında Cumayeri İmam Hatip Lisesi’nin kurucu müdürlüğünü yaptım. 2016 yazından beri İl Milli Eğitim Müdürlüğü ARGE biriminde görevlendirme olarak çalışıyorum. Üniversite yıllarından bu yana çeşitli Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak çalışmalar yaptım ve yapmaya devam ediyorum. İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin Düzce’de kurucu yönetim kurulu üyeliğini yaptım. Halen İlim Yayma Cemiyeti üyeliğini, Haşim Keleş Güreş İhtisas Kulübü kurucu yönetim kurulu üyeliğini, Düzce İmam Hatip Lisesi Mezunları derneğinin yönetim kurulu üyeliğini, İHH “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesinin Düzce koordinatörlüğünü yürütmekteyim. Evliyim ve iki çocuğum var.

Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğünde “AR-GE’de” ne zamandan beri görev yapmaktasınız. Millî Eğitim Bakanlığının İHH ile 4 yıldır ortaklaşa yürüttüğü “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesinin Düzce koordinatörlüğünü hangi tarihten beri yürütmektesiniz?

HH ve Millî Eğitim Bakanlığının 4 yıldır ortaklaşa yürüttüğü “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesinin Düzce koordinatörlüğünü yürütmeye 2017 yılında başladım. İHH Düzce Başkanı Osman Altun Bey, Yetim Dayanışma Günleri kapsamında Pakistan’daki yetimlerle buluşmaya gider misin? diye sorduğunda, bir an bile düşünmeden olur dedim. Çalışmasını yürüttüğüm projeye dâhil olan yetimleri görmek içten içe istediğim bir konuydu hep!

Pakistan’a ilk defa mı gittiniz? Hiç düşünmeden nasıl kabul ettiniz?

Seyahat etmek her Müslümanın arzusudur. Cenab-ı Allah Müslümanlara ömründe bir defa seyahati zorunlu kılarak Haccı emretmiştir. O, zaten zorunludur ama Haccın dışında seyahat, bir Müslümanı olgunlaştırması ve yeni şeyler görerek şükrünü, bilgisini ve görgüsünü artırması bakımından bence önemlidir. Bundan dolayı çok fazla düşünmeden bu seyahati kabul ettim.

Pakistan’a hangi tarihte ve Türkiye’den kaç kişi gittiniz?

Gerekli hazırlıklarımızı yaptıktan sonra 14 kişilik bir ekiple 20 Nisan 2017 tarihinde yola çıktık. 21 Nisan Cuma günü Rawalpindi şehri “Benazir Butto havalimanına” 03.50’de indik. Oradan başkent “İslamabad’a, ve tüm seyahat boyunca kaldığımız “Magnolia Oteline” geçtik.

Pakistan’da kalacağınız süre içinde yapacaklarınız daha önceden planlanmış mıydı?

Evet. Bizim için yoğun bir program hazırlanmıştı. Pakistan’da kalacağımız 6 gün, dakikası dakikasına planlanmıştı.

Sizi orada kim karşıladı?

Cuma günü bizi orada “Hubeyb vakfı” yöneticileri karşıladı. “Hubeyb vakfı” “İHH’nın” Pakistan’daki ortak kuruluşudur. Bizi hava alanından aldılar ve “Hubeyb vakfına” götürdüler. Cuma günü ilk program İHH’nın Pakistan’daki ortak kuruluşu olan “Hubeyb Vakfının” genel merkezindeydi. Vakıf yetkilileri bizi kapıda ve çok sıcak karşıladılar. “Hubeyb vakfının” merdivenlerini tırmanırken duvarda büyük bir çerçeve içerisindeki “Mavi Marmara” gemisi bizleri selamladı! Vakıfta yaptığımız toplantıda genel başkan yardımcısı Feride Hamzat ile tanıştık. Feride Hanım, “biz iki ayrı ülkeyiz ama tek bir kalbimiz var” diyerek bizi duygulandırdı!

“Hubeyb vakfında” ne yaptınız?

Vakfın genel direktörü Muhammed Abdulhafız bizlere “Hubeyb Vakfını” ve çalışmalarını anlatan bir brifing verdi. Vakfın kurucusu Nedim Ahmet Khan, ilk çalışmalarını hapishanelerde yaptığı için, hapis kalan ve şehit edilen sahabe Hubeyb bin Adiyy (r.a.)’den mülhem vakfın adını “Hubeyb” koymuşlar. Daha sonraları Afganistan mültecileri ile ilgili çalışmalar yaptıktan sonra “İHH” ile birlikte yetim çalışmalarına başlamışlar. “Hubeyb Vakfı”, şu anda Pakistan’ın en büyük yardım kuruluşlarından biri durumundadır.

Cuma namazını nerede kıldınız?

Cuma namazı için “Hubeyb Vakfından” ayrıldık. İslamabad şehrinin en büyük camisi olan “Faysal camisine” gittik. Caminin Mimarının, Ankara’nın önceki yıllarda belediye başkanlığını yapmış olan Vedat Dalokay'a ait olduğunu öğrendik. Cami avlusunun girişinde ayakkabılarımızı çıkarıp görevlilere verdik. Avlu dahil hiçbir yerde ayakkabı ile dolaşılamıyor. Faysal camisinde Pakistanlı kardeşlerimizle birlikte cuma namazını kıldık. Cuma çıkışı avluda camiyi seyretmek için bekledik. Üzerimizde “İHH’nın” yeleği vardı. Yeleğin sol göğüs kısmında da Türk bayrağı vardı. Bu sırada camiden çıkan neredeyse herkes bizim Türk olduğumuzu anlayıp yanımıza gelip sevgi gösterisinde bulundu. Gelen boynumuza sarılıyordu. Bizimle fotoğraf çektirmek için yarışıyorlardı. Bazıları boynumuza sarıldıktan sonra yeleklerimizdeki Türk bayraklarını öptüler. Türklere yurt dışında gösterilen ilgi ile ilgili hep sağdan soldan duyduğumuz şeyler vardı ama Pakistan’da bunu birebir yaşadık. Anlatılanların abartılı olmadığını anladık.

Namazdan sonraki program neydi?

Cuma namazından sonra Rawalpindi şehrinde, “İHH’nın” Pakistan’daki ilk yetimhanesi olan “MSAL’e” (Muhammadan School of Advanced Learning) gittik. “MSAL yetimhanesi” Afgan mültecilerin sadece kız yetimleri için kurulmuş. Şu anda 26 yetim kızımız “MSAL’de” kalıyor. Buraya gelen öğrenciler kendi ayaklarının üstünde durabilecekleri zamana kadar burada kalabiliyorlar. Anaokulundan, üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçleri desteklenen yetimler, aynı zamanda meslek edindirme kursları da alıyorlar. Okuyamayan ve evlenecek yaşa gelen bazı yetim kızların çeyizlerini de alarak yetimhaneden gelin etmişler. Şerife Murad da yetimhanede kalan ama çok farklı bir hikâyesi olan bir kızımız!

Şerife Murad kim?

Şerife Murad’ın çok çarpıcı bir hikâyesi var. Şerife’nin hikâyesi, köleliğe karşı iyiliğin kazandığı bir hikâye… ABD’nin Afganistan işgalinden sonra Pakistan sınırındaki mülteci kamplarına Kaçan Afganlı’lara yardım götüren “İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım”, “Hubeyb Vakfı” başkanı Nedim Ahmed Khan’la” mülteciler arasında dolaşırken yedi yaşındaki yetim bir kız hakkında çevresindekilere bir şeyler anlatan ve kızın amcası olduğunu söyleyen bir adamın hareketlerinden şüphelenmiş. Kısa bir araştırmadan sonra kızın öz amcasının yetim çocukları insan tacirlerine sattığı; insan tacirlerinin de kampta Şerife ve kardeşlerini satılığa çıkardığını öğrenmiş. 4 kardeşin en büyüğü olan ablaları için geç kalınmış. Çünkü o çoktan satılmış! Şoka giren Bülent Yıldırım, Nedim Ahmed’ten insan taciriyle kontak kurmasını istemiş. Böylece Şerife ve erkek kardeşleri Feyzullah ile Hamit’i 1200 dolar ödeyerek özgür bırakmasını sağlamış. Böylece Şerife, yedi yaşında “MSAL yetimhanesine” yerleştirilmiş. “MSAL yetimhanesinde” tanışma fırsatı bulduğumuz Şerife, şimdi eczacılık fakültesine giden ve geleceğe umutla bakan bir genç kız olmuş!

“MSAL yetimhanesi” “İHH’nın” Pakistan’daki ilk yetimhanesi mi?

Evet. “MSAL yetimhanesi” “İHH’nın” Pakistan’daki ilk yetimhanesi olduğu için buradaki kızların hemen hemen hepsi üniversite çağında. Büyük kısmı Tıp, Bilgisayar Mühendisliği, Eczacılık, Türk Dili ve Edebiyatı, İlahiyat gibi farklı alanlarda üniversite eğitimi alıyorlar.

Daha sonraki program neydi?

Cumartesi günü kahvaltıdan sonra erkenden “Azad Keşmir’e” gitmek için yola çıktık. Yolculuk uzun sürdü. Söylediklerine göre 125 km’lik bir yol vardı. Yolculuk çok fazla sürmez diye düşünmüştüm. Ama tam dört saat süren bir yolculuk yaptık. Yolun üçte birlik kısmı asfalt olmasına karşın diğer kısımları hem çok dar, hem de taş ve topraktı. Heyelan çoğu yerde yolun büyük kısmını götürmüş. Yol, bir arabanın zor geçeceği hale gelmiş. Kahverengi ve coşkun akan “Cehlum” nehriyle sık sık kesişen bir rotada sürekli tırmanmayla geçen bir yolculuk yaptık.

Bu yolculuğun amacı neydi?

Yolculuğun sonunda “Rara Yetimhanesine” vardık. Yetimhaneye vardığımızda öğrenciler bizi bekliyordu. Halk danslarından oluşan karşılamadan sonra birbirimize sarıldık ve yetimhaneye geçtik. Yurdun müdürü Muhammed Beşir Tahir’den aldığımız bilgilere göre erkek öğrenciler için kurulan, zamanla kız öğrenci de alan “Rara’da” Anaokulundan liseye kadar 500 öğrenci eğitim alıyor.

500 öğrencinin hepsi yetim öğrenciler mi?

Hayır. 500 öğrencinin 180’i yetimlerden oluşuyor. Yetimler okulun yurdunda kalıyorlar. Burada öğrencilerin eğitimleri üç kısımdan oluşuyor: Entelektüel eğitim, bedeni eğitim ve dini eğitim. Türkiye’den getirdiğimiz küçük hediyeleri her gittiğimiz yetimhanede dağıttığımız gibi burada da yetimlere verdik.

Daha sonra?

Sonra bahçeye çıktık. Yetimlerle oyunlar oynadık. Dönüş yolunda ikindi namazı kılmak için yol kenarında camisi olan “Chist Nagar” köyünde durduk. Namaz çıkışı köylüler etrafımızı sardılar ve bizleri soru yağmuruna tuttular. Türk olduğumuzu öğrenen herkesin yüzünde memnuniyet ve bir gülümseme oluşuyordu. Köyün ileri gelenlerinden “Pir Muhammed Cişti” bizi ısrarla evine davet etti. Israrlarına dayanamayıp evine gittik ve birer kahve içtik. Sonra İslamabad’a otelimize döndük.

Ertesi gün (Pazar günü) İslamabad’da “Yetim Dayanışma Günleri” kapsamında “İHH’nın” iş birliğiyle “Alkhidmat vakfının” düzenlediği toplantıya katıldık. İçeri girdiğimizde sağlı sollu dizilen çocuklar üzerimize gül yaprakları attılar. Salonda büyük bir kalabalık toplanmış, ellerindeki Türk ve Pakistan bayraklarını sallıyorlardı! Üst düzey bir karşılamadan sonra program başladı.

Türkiye’den yardım götürmüş müydünüz?

Evet. Programın sonunda 300 yetime kırtasiye yardımı yapıldı. Ayrıca 300 yetim annesine dikiş makinesi hediye edildi. Pakistan’daki dördüncü günümüzde “İHH’nın” “Hubeyb Vakfıyla” ortaklaşa yaptığı, Pakistan'ın Hayber-Pahtunhva eyaletinin Haripur İlçesindeki “Haripur Koleji”ne gittik.

“Haripur Koleji”nin özelliği nedir?

2007’de açılan kolej 150 dönümün üzerinde bir arsa üzerine kurulmuş. Kolejin müdürü Reşide Mir Hanım bize kolejle ilgili bilgiler verdi. Toplam 1070 öğrencinin eğitim gördüğü kolejin yetimhanelerinde 437 yetim kalıyor. “Bursa Emir Sultan Yetimhanesi” ve “Darül Erkam Yetimhanesi” bu kolejin içinde bulunuyor.

Nedim Ahmet Khan, “Haripur Koleji” ziyareti boyunca bize eşlik etti. Sınıfları dolaştık. Öğrenciler Modern, temiz sınıflar içinde eğitim görüyorlar. Okul müdürü Reşide Mir Hanım sınıfları dolaşırken hepimize hitaben: “Hangi öğrencilerin yetim olduğunu anlayabildiniz mi?” diye sordu. Hayır, cevabını verdik. Çünkü hakikaten anlayamamıştık. Bunun üzerine Reşide Mir Hanım: ”Elhamdülillah, demek ki işimizi doğru yapabiliyoruz.” dedi. Gerçekten de dolaştığımız tüm yetimhanelerde karşılaştığımız yetimlerin hepsi özgüveni yüksek çocuklardı. Bizim yanımıza çekinmeden geliyor, sorular sorup sorularımıza cevaplar veriyorlardı.

Kolejin içinde sera var. Bu serada taze sebze yetiştirip öğrencilere yediriyorlar. Kolejin içinde bir de çiftlik var. Çiftlikte tam 51 inek var. Öğrencilerin süt ve süt ürünleri ihtiyacını da buradan karşılıyorlar. Ayrıca okul, kendi eyaletindeki okullar arasında başarı sıralamasında 3. durumda. Okulun başarısı, dört yakın eyalet arasında tüm okullar içinde 22. durumda.

Spora karşı merakları nasıl?

Spora karşı çok ilgililer. Mavi Marmara şehitlerinden Çetin Topçuoğlu’nun adının verildiği spor salonunda gençler bize harika bir “tekvando” gösterisi sundular. Yetimlerle birlikte namaz kılıp şakalaştıktan sonra İslamabad’a dönüp Milli Basın Kulübünün basın toplantısına katıldık. Toplantının bitiminden sonra “Hubeyb Vakfı’nın” başkanı Nedim Ahmet Khan, büyük bir nezaket göstererek hepimizi akşam yemeğine evine çağırdı. Bizimle birlikte Pakistan’ın en büyük müftüsü Muhammed Rafi Usmani’yi de çağırmıştı. Müftü-i Azamla birlikte yemek yiyip sohbet ettik. Muhammed Rafi, İslam dünyasına Türklerin öncülük etmesi gerektiğini söyledi. İslam’ın düşen sancağını Türkler kaldıracak, dedi.

Salı günü büyük gündü. “İHH’nın dünya çapında yedincisini düzenlediği Yetim Dayanışma Günü programı” vardı. 36 farklı ülkede aynı günde organize edilen yetim buluşması tüm ekiptekileri heyecanlandırmıştı. Fakat gece yarısı otele gelen kötü haber hepimizin moralini bozmuştu. Pakistan hükümeti 25 Nisanda güvenlik gerekçesiyle İslamabad’da yapılacak olan tüm toplantı ve organizasyonları iptal etmişti.

Sonra ne oldu?

“Hubeyb vakfı” başkanı Nedim Ahmed’le kurulan kontak sonucu yetim buluşmasının “Haripur Kolejine” kaydırıldığını öğrendik.

 Yetim buluşması için bu programda Türkiye’den sizden başka gelen var mıydı?

Yetim buluşması için Türkiye’den “İHH” başkan vekili Hüseyin Oruç’un başkanlığında bir kafilenin daha geldiğini öğrendik. Salı sabahı kahvaltıdan sonra “Haripur’a” yolculuk başladı. 1,5 saatlik yolculuktan sonra “Haripur’a” vardık. Bizim kafilenin Haripur’a ikinci gelişi oluyordu.

Sadece yetimler mi vardı orada?

Evet. Pakistan’ın çeşitli şehirlerindeki yetimler konvoylar halinde oraya gelmişler. Hummalı bir hazırlık her yerde göze çarpıyordu. Çok şükür ki tüm hazırlıklar zamanında bitirildi. Program Kore büyükelçisinin katılımıyla spor salonunda başladı. “Hubeyb Tekvando Kulübü” öğrencilerinin siyah kuşak sertifika töreni yapıldı. Kız ve erkek öğrenciler bize harika bir tekvando gösterisi sundular. Grubumuzdan bir arkadaş, Nedim Ahmed’e neden hiç futbol yok? diye sordu. Nedim Ahmed de: ”Futbolda az kişi için büyük bir alan gerekli ama tekvando küçük bir alanda çok kişiyle yapılabiliyor.” dedi.

Tekvando sertifikaların dağıtılmasından sonra binaların dışında çimenlik bir alana kurulmuş tören alanına geçtik. Pakistan’ın hemen her eyaletinde bulunan yetimhanelerden gelen yetimler haftalardır hazırlandıkları gösterilerini sunmak için sabırsızlanıyorlardı.

Program, Pakistan milli marşının okunmasıyla başladı. Yetimler sırayla gösterilerini sunmaya başladı. Cıvıl cıvıl, rengârenk kıyafetleriyle ve büyük bir ciddiyetle gösterilerini tamamladılar.

Programda en çok dikkatinizi çeken ne oldu?

“Azad Keşmir’den” gelen yetimler Keşmir’de Müslümanlara yapılan zulümleri anlatan bir şarkıyı canlandırdılar. Şarkıyı en önde duran bir kız çocuğu söylüyordu. Şarkıyı söylerken kız çocuğu ağlamaya başladı. Bunun üstüne hepimiz ağlamaya başladık. Türkiye’den gelen “İHH” başkan vekili Hüseyin Oruç çok güzel ve duygu yüklü bir konuşma yaptı.

Gecenin sürprizi ise Türkiyeli sanatçı Umut Mürare idi. Türkçe, İngilizce iki ezgi seslendiren Umut Mürare çok büyük alkış aldı. Finalde ise sahneye yetimlerle çıktık. Turki zindabad! (Yaşasın Türkiye) Pakistan zindabad! (Yaşasın Pakistan) Sloganları arasında birbirimize sarılıp bol bol fotoğraf çektirdik.

Bu programdan sonra ne yaptınız?

Programın bitişinde İslamabad’a, “Hubeyb Vakfı’na” geçtik. Orada Pakistan Müftüsü Muhammed Rafi Usmani’nin önderliğinde “Hubeyb Vakfının” düzenlediği, Suriyeli mülteciler için yardım gecesi organize edilmişti. O gece orada Hint alt kıtası Müslümanlarının tekrar eski kodlarına geri dönüşüne şahit olduk.

Ne demek o?

Kurtuluş savaşı sırasında Hint alt kıtası Müslüman kadınları boyunları, kolları ve kulaklarındaki tüm ziynet eşyalarını toplayıp nasıl Türkiye’ye yardım göndermişlerse; o akşam da kadınlar yine bir yardım sandığı dolusu ziynet eşyası toplamış, Pakistanlı allameler de yüklü miktarda para toplamışlardı. Tüm bu yardımlar Suriyeli mülteciler içindi. O gece ümmete olan inancım daha da pekişti!

Pakistan’dan ne zaman döndünüz?

Memlekete dönüş o gecenin sonuydu. Bu bizim Pakistan maceramızın da sonu anlamına geliyordu. Pakistan ziyaretimiz boyunca gittiğimiz her kurumda en üst düzeyde karşılandık! “İHH’nın” yaptırdığı her yetimhanede harika tesislerle karşılaştık. İnanınca insanın neler yapabileceğini bir kez daha Pakistan’da görmüş oldum. Bize gösterilen saygı ve hürmet bizim şahsımıza değil elbette. Yapılan bu hürmet ve saygı “İHH’nın” Pakistan’da başardığı harika işlerden kaynaklanıyordu ve Pakistan “İHH’nın” Düzenli yetim çalışması yaptığı 54 ülkeden sadece biriydi. Bir de belirtmeden geçemeyeceğim. Pakistan’da benim şahıs olarak yaptığım tespit, Pakistanlıların karşılıksız ve katışıksız Türk sevgisiydi. Türkleri çok ama çok seviyorlar. İngilizlerin tedrisinden geçmiş Pakistan’ın dağ köylerinde bize söylediklerine göre hala Abdülhamit Han adına Cuma hutbeleri okunuyor. Başka söze gerek var mı?

Bu seyahatten anlaşılan o ki; “İHH” dünyanın birçok devletinde yetim çocuklarla ilgileniyor. Yapılan bu çalışmaları yerinde görmeye diye gittiğinizde Türkiye Cumhuriyetine, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına verilen değeri bizzat yakından gördüğünüz anlaşılıyor öyle mi? Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

“İHH”, dünyanın birçok devletinde yetim çocuklarla ilgileniyor. Ben de Pakistan’daki çalışmaları bizzat yerinde gördüm. Evet Türkiye Cumhuriyeti Devletine, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ilgi çok büyük. Güzel olan ve insana gurur veren asıl şey de bu! Yurt dışına çıkmadan bunu anlayamıyorsunuz. Bunu bizzat yaşamak gerekir. Ben bunu gördüm ve yaşadım. Devletimle gurur duydum. Bizlere bu röportaj imkanını verdiğiniz için size, şahsınızda Düzce’nin Sesi Gazetesine ve tüm çalışanlarına teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

 

 

 


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
1502 kez okundu
0 bekleyen yorum
0 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!


Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Google+ Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

ÇOK OKUNANLAR