Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[21:29] Sevilen Personel Hayatını kaybetti -- [18:11] “Seçimler huzur içinde geçti” -- [16:44] İtfaiye eri susayan kuşa şişe kapağından su içirdi -- [16:42] UYUŞTURUCU VE KAÇAK SİGARAYA GEÇİT YOK -- [16:24] YIĞILCA İL BİRİNCİSİ -- [15:57] Çocuk Arılar DAGEM’de -- [15:54] "Yeşil altın"da kritik ay -- [14:01] Traktör ile otomobil çarpıştı: 2 yaralı -- [13:57] MEYDANLAR DOLDU TAŞTI -- [11:52] ÖZLÜ'NÜN SANDIĞI TULUM ÇIKARTTI --
Röportajlar
BİR HAK SAVUNUCUSU... HALİS KIRCA

Pek çoğumuz onu Cuma namazları çıkışı Ceddiye camii önünde yapılan İsrail ve Amerika karşıtı eylemlerde tanıdık. Dünyanın neresinde olursa olsun bir zulüm varsa, Halis hoca ona itiraz edenlerden oldu. Her zaman kalabalığın en önünde Gür ve akıcı sesi ile kah slogan attırdı kah ellerimizi semaya açtığımızda dualar ettirdi. Gazetemiz yazarı İlhami Atasever, “Emekli Meslek Dersleri Öğretmeni Halis Kırca” hocamız ile, her satırı hayat dersleriyle dolu bir röportaj gerçekleştirdi.

7.3.2018 - 09:05
1490 kez okundu
0 bekleyen yorum
9 onaylı yorum
BİR HAK SAVUNUCUSU... HALİS KIRCA

Halis Kırca kimdir?

1950 Düzce-Kaynaşlı ilçesi Dipsizgöl Köyü doğumluyum. Hiç beklenmedik bir anda, aceleci bir tavırla yedi aylıkken dünyaya gelmişim. Ölü doğdu diye bir bez parçasına sarıp atacakları sırada canlılık emareleri görünce beklemişler ve neticede cılız, çelimsiz bir bebek olarak nefes alıp vermeye başlayınca, yaşayacak herhalde deyip atmaktan vazgeçip, gelişmeleri takip etmişler ve neticede bu dünyada var olduğum kabul edilmiş.

Dipsizgöl Köyünden ayrılarak Yeşiltepe adını alan köydeki ilkokuldan 1962-1963 öğretim yılında mezun oldum. Rahmetli Dedem Cabir Bayraktar beni Bolu Sanat Okuluna kayıt yaptırmak üzere götürdü. Diploma yanımızda olmadığı için dedem yalvardıysa da diplomayı getir ondan sonra kayıt yapalım dediler. Ben Düzce’de İmam-Hatip Okulu açıldığını duymuş ve gönlümden de oraya gitmeyi arzu ediyordum. Şükürler olsun ki bu red cevabı benim isteğimin olmasına vesile oldu.

1967-1968 Öğretim Yılı Güz Döneminde İmam-Hatip Okulu Birinci Devre,1970-1971 Yaz Dönemi İkinci Devre mezunuyum. Rahmetli babam Düzce dışında Dozer Operatörlüğü yaptığı için orta ve lise tahsilimin çoğunu tanıdıkların evlerinde ve özel yurtlarda kalarak geçirdim. Öğrencilik yıllarım sıkıntılı geçti dersem abartmış olmam.

Yaz tatillerinde dedemin yaylasında sığır ve koyun güderdim. Düzce’de evimiz olduğu zamanlarda sabah namazından önce Gazete Bayiinden gazeteleri alıp, namazdan çıkıncaya kadar Merkez Büyük Camiinin önüne gelirdim. İlk satışları yapıp sokak ve mahalle aralarında okul vaktine kadar ne satabilirsek satar gerisini teslim eder 2 kuruştan hesap ederek parasını alıp derse yetişirdim. Akşam okul çıkışı eve gitmek yok. Simitçi fırınına gelir en az 100 tane simit alıp gece 10’a kadar satar, bitirmişsem 5 kuruş, bitirememişsem 4 kuruştan hesabımı alır eve gelirdim. Perşembe günleri öğle tatilinde koşarak pideciye gelir en az 50 pide alıp kadınlar pazarına gider, onları da satıp yemek yemeye vakit bulamadan derse giderdim. Ara cümle olarak şunu söyliyeyim: İnanmakta zorlanacaksınız ama sattığım simit ve pidelerden yiyemezdim. Çünkü bir pide veya simit en az 5-10 tanesinin karını götürür ve param azalır diye hesabını yapardım.

1971-1972 Öğretim yılında İzmir Yüksek İslam Enstitüsüne Yazılı ve Sözlü imtihanları kazanarak girdim, 1975 Yaz Dönemi 30.06.1975 tarihinde Öğretmenlik Belgesi ve Yüksek İslam Enstitüsü Diplomasıyla mezun oldum.

İzmir’de otel, ev ve yurt olmak üzere muhtelif mekanlarda zor şartlar içinde okudum. Basmane’deki meşhur İzmir Fuarının tüm direk lambaları ders çalışmama şahittir. En parlak lamba ve sakin yer Fuarda vardı. Millet gece 10’dan sonra evine döner, fuar sakinleşir, ben de gece 2’lere kadar ders çalışır, sabah namazına kadar biraz uyku kestirir, sonra imtihanlara giderdim. Bunlar romanlık mevzular olduğundan kısaca bilgi vermiş olayım. 1. sınıfta burs alamadım. Cumhuriyet’in 50.Yılı münasebetiyle çıkan 240 tl’lik bursu üç yıl aldım. Mezuniyetten iki yıl sonra ödemeye başlayarak altı yılda ödedim. Makbuzlarını saklamasaydım kartekslerde gözükmüyor diye bir sefer daha ödeyecektim. Böyle de bir garabetle karşılaştım.

Öğretmen olarak ilk atamanız neresidir. Nerelerde görev yaptınız?

Mecburi hizmetim olmadığı için mevzuata göre üç vilayet yazarak tayin istiyorduk. Ben Bolu, Sakarya ve Kocaeli’ni yazarak müracaatımı yaptım. Benim tayinim Kırklareli Lüleburgaz Lisesine çıktı. Oraya gittim ev tuttum. Ev bulmanın zor olduğu bir yer. Kırklareli’nde askeri personel çok, ev sayısı azmış. Ben ev buldum diye sevindim. Otelde kalıp sabah okula göreve başlayacağımı bildirecektim ki ev sahibinin vazgeçtiğini öğrendim. Yapacak bir şey yok. Tuttuğum evin odalarının çoğunun tabanı toprak olduğu için benden başkası para vermez dedim, ama daha fazla para veren olunca verdiğim 250 tl. olan kaporamı iade ettiler. Başka bir ev aradıysam da bulamadım.

Ankara’ya giderek Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne durumu bildirdim. Orada ev bulmak zor ise Çorlu’yu ister misin? dediler. Benim için daha iyi olur diyerek tamam dedim. “Lüleburgaz Liesine gidemeyeceğimden tayinim Çorlu ilçesinde münhal olan bir yere yapılmasına” diye bir dilekçe yazmam gerektiğini söylediler. Ben de aynen uyguladım. Ayrılırken kararnamenin ne kadar zamanda çıkabileceğini sordum. 15 günde elinize geçer dediler. Ben bu sevinçle Ankara’dan ayrıldım. Evliyim, iki çocuğum var. Okuyunca bütün sıkıntılar bitecek ümidi içerisinde koşuşturmaya başladım. Yaş ilerlediği için harçlık temininde simit ve gazete satamıyordum. Çalışmam da gerekiyor. Ankara-Düzce arası tayin işlerinde para da gerekiyor!

Düzce-Cumhuriyet ilkokulunun satış büfesinde çalışan bir arkadaşım vardı. İstersen burada çalış, ben başka iş yaparım deyince çok sevindim. Kararnamem söylenen zamanda gelmediğinden Ankara’ya gittim ve şok oldum. Kararname beklerken “istifanız kabul edilmiş”, bir dahaki tayin vaktine kadar bekleyeceksin dediklerinde ben istifa değil Lüleburgaz’dan Çorlu’ya tayin istemiştim dediysem de şube müdürü olan zat beni hiç dinlemedi. Genel Müdüre gelip durumumu arz ettim. Bana, Bolu-Yığılca ortaokulunu ister misin? dedi. Ben de olur dedim. Bana olmaz diyen şube müdürüne, hocamın kararnamesini Yığılca ortaokuluna hemen hazırlayın talimatı verdi. O da, olur efendim deyip odadan çıktı. Ben o sevinçle Düzce’ye geldim. Kararnameyi beklemeye başladım. Bu arada okullar açıldı. Benden sonra Güz Dönemi imtihanlarını bitirip, Eylülde mezun olan arkadaşlar dahi göreve başladı ben hala başlayamadım. Ben, Düzce lisesinin karşısında Cumhuriyet ilkokulu büfesinde satış yaparken simitçi, gazozcu diye bana çağıran öğrenciler, lisede göreve başlayan Mehmet Sönmezoğlu’na, Orman tekniker okulunda görev yapan diğer sınıf arkadaşım rahmetli Bedrettin Yılmaz’a öğretmenim, hocam demeleri içimi sızlatıyordu. Asla kıskançlıktan değil ha.

Nihayet gecikmiş olsa da 13.12.1975’de Yığılca’daki görevime başladım. Stajyer olmama rağmen sürgün yeri olan okulumda kurtlar sofrasında paçamı kaptırmadan, inancıma uygun, tavizsiz, zor ve bir o kadar da zevkli ve heyecanlı bir görev yaptım. 01.11.1976’da askerlik görevim sebebiyle Yığılca’dan ayrıldım.

Askerliğinizi nerede yaptınız?

Önce Tuzla Piyade Okuluna çağrıldım. Orada bizi imtihan ederek sınıflarımızı belirlediler. Topçu sınıfına seçilmem münasebetiyle asteğmen kursu görmek üzere Polatlı Topçu ve Füze Okuluna gittim. Bize gusül yaptırıp sivil alametlerinden kurtarmak için hamama sevkettiler. İçeri girmem ile çıkmam bir oldu! Adeta Sodom-Gomore rezilliğiyle karşılaştığımı zannettim, (Ku'ran’da Araf suresi'nde yüce Allah'ın lütfu üzerine göklerden ateş yağdırdığı, Lut kavminin yaşadığı Sodom ve Gomorra şehirleri. Kur'an'a göre ahlaksızlık içindeki bu şehir yerle bir edilmiş ve yerin metrelerce kat altına gömülmüşlerdir) herkes çırılçıplak. Dışarı çıktım, ama muhakkak yıkanman lazım dediler. Ben lavabolardan üzerime su döküp, saçımı başımı ıslatıp, üzerime de su serpip yıkanmış gibi oradan ayrıldım. Dooğru yemekhaneye gittim. İmani hassasiyetimle ağzıma ne geliyorsa yüksek sesle “bu memleketin yüksek tahsillileri böyle olursa, bu memleket batmış demektir” gibi ifadeler kullandım. Ben farkında olmasam da herkesin dikkatini çekmişim. Çok arkadaşım oldu. Koğuşta seccademi serdiğim anda hoca namaz kılıyor diye radyolar kapanıyor, konuşmalar kesiliyordu. Başlangıç böyle oldu.

Kursu yüzakıyla bitirip, Yedeksubay diploması alıp, kuramı çekerek Ağrı-Patnos Topcu Taburu Komutanlığı emrine, Topçu Asteğmen olarak görevlendirildim. Kimliğimizi muhafaza açısından çok başarılı bir Asteğmenlik görevim olduğu kanaatindeyim. Subay, erbaş ve erlerle çok güzel, unutulmaz hatıralarla dolu gün ve gecelerimiz oldu.

Askerlik hatıralarınızdan size göre çok önemli olan bir hatıranızı anlatabilir misiniz?

Ben kantin subaylığı da yapıyordum. Eğitimlerimi aksatmadan kantin işlerini de en güzel şekilde yürütüyordum. Kantin hesaplarının yıllık denetlemesi yapılıyordu. Denetleme öncesinde tüm muhasebe kayıtları hazırlanıp, tahtadan yapılmış bir kasaya konup kapatılarak mühürleniyor. Erzurum’dan denetlemeye gelen yüksek rütbeli uzmanlar tarafından açılıp kontrol ediliyor. Ramazan ayında bir pazar sabahı, çavuş tekmil verip huzuruma geldi ve denetleme subaylarının geldiğini, beni çağırdıklarını, karargaha gitmem gerektiğini söyledi. Hemen hazırlanıp gittim. Komutanın makam odasının kapısını çalıp, selam ve tekmille kendimi tanıttım. İlk sorusu, mezuniyetimin İktisadi ve Ticari Bilimler mi? Muhasebe mi? olduğunu sordu. Ben de İlahiyatçı olduğumu söyledim. İlahiyatçıyım diyorsun ama çok beğendim ve tüm kantin subaylarına önereceğim envanter hazırlamışsın dedi.

“Bizim için bu muhasebeler çok basit, günde beş vakit muhasebe yapıp yatsıdan sonra envanterini hazırlıyoruz” deyince, otur asteğmenim otur dedi. Olmaz komutanım dememe rağmen otur diyerek ısrar etti. Bu arada şunu söyleyerek devam edeyim: Ramazan ayı demiştim ya, komutanın halinde ramazan havası yoktu. Ortada sehpa ve üzerinde kavun, zeytin, peynir, çay vb. yiyecekler mevcuttu. Asteğmenim sana bir soru soracağım dedi. Ben de emredersiniz komutanım dedim.

- Ben Müslüman mıyım, gavur muyum? Siz bilirsiniz komutanım! dedim.

- Ne demek o dedi? Siz rahatsız olduğunuz için şu anda kahvaltı yapıyor olabilirsiniz, Erzurum’dan geldiğiniz için seferi olabilirsiniz, bir de Müslüman olmadığınız için oruç tutmayıp normal kahvaltınızı yapıyor olabilirsiniz. dedim.

- Seferiyim asteğmenim seferiyim! dedi.

Hatıra çok. Şu iki olayı da söyleyeyim. Terhis olup giden askerlerden birisi veda ederken: Komutanım! İyi ki bize komutan oldunuz, eğer Allah sizi bize göndermeseydi Müslüman’ız diyen gavurlar olacaktık!

Topcu ve piyadenin çok olduğu mekanize birlik olduğundan, yemekhanemiz çok büyüktü. Yemek dualarını bilirsiniz “Tanrımıza Hamdolsun…” diye başlar. Ben de literatürü bildiğimden tanrı, yerine Allah lafzının kullanılmasını isterdim ve çavuşlar da benim nöbetlerimde öyle okurlardı. Alışkanlık olsa gerek çavuşlarımdan bir tanesi sandalyenin üzerine çıkıp “Tanrımıza Hamdolsun” deyince düdüğümü yüksek seste çalarak, anında yine yüksek sesle “Tanrımıza değil Allah’ımıza” diyeceksin der demez uzak köşelerden yüksek bir ses yankılandı. “Allah’ına kurban komutanımmm.” Yıllar geçti bu sesi hiç unutmadım. Bu ses bereketiyle Rabbim Mehmet’çiğimizi her daim muzaffer eylesin. Amin.

Askerlik hizmetinden sonraki görev hayatınız nasıl geçti?

31.01.1978’de terhis olur olmaz hemen mevzuata uygun olarak üç vilayet adı yazarak görev için müracaat etmem gerekiyordu. İlk tayinimde üç vilayet istememe rağmen istek dışı yer çıktığından bu sefer Bolu, Düzce ve Akçakoca diye yazdım. Yani bir vilayet, iki ilçe. Tayinim Akçakoca’ya yapıldı.

30.03.1978’de Akçakoca Lisesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak göreve başladım. Okul içi ve okul dışı sosyal faaliyetleri severek yaptığımdan veliler tarafından takdir ve teşekkürler almanın huzurunu yaşadım. Ev, kahvehane, dernek, camii ve köy meydanlarındaki kaynaşma ve aydınlatma programlarıyla çok güzel manevi havalar teneffüs ettim. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’nin dışında, değişik branşlarda ücretli derslere girdim. Bunların başında Felsefe, Sosyoloji, Mantık ve Milli Güvenlik Dersleri geliyordu.

Adnan ve Ayhan oğullarıma 3.ncü kardeş olarak 26.06.1980 de Numan’ımız Akçakoca’da aileme katıldı derken zaman aktı geçti. 12.01.1982’de olağanüstü bir operasyonla Düzce İmam-Hatip Lisesine Meslek Dersleri Öğretmeni olarak atanmış oldum. Torpil yapsaydım gelemeyeceğim yere hiç beklemediğim bir zamanda gelmenin şükrünü bu zamana kadar yerine getirdim mi acaba diye hala düşünüyorum.

12.01.1982 Yılında başladığım okulumda çok iyi öğretmenlik yaptığımı zannediyorum. Şu an devam etmekte olan mesleki formasyon tatbikatını, 15 gün olarak başlatılması ve uygulanmasına vesile olanlardanım. Mesleki Tatbikat Kolu Rehber Öğretmeni olarak uzun zaman severek çalışmanın meyvesini, tüm öğrencilerle temastan elde etmenin halen mutluluğunu yaşıyorum.

Kendi isteğimle 02.07.1987 de okulumdan ayrılıp 13.07.1987 de Bolu İmam-Hatip Lisesinde göreve başladım. Rahmetli Erbakan Hoca’mın Bolu’da verdiği “Uşak Ülke, Lider Ülke” Konferansına katılmam, müftülüğün okul müdürümüzden aldığı müsaade ile Yıldırım Beyazıt Camiinde yaptığım “Miladi Yılbaşı Konuşması” vesilesi ile soruşturma geçirdim. Büyük sansasyonlar neticesinde 15.09.1988’de Bolu Ticaret Lisesine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak iadeli taahhütlü olarak gönderildim. Bu arada diğer çocuklarıma kardeş olarak 20.04.1989 tarihinde Rıdvan’ımız Bolu’da dünyaya geldi. Bu ve bundan önceki soruşturmalardan edindiğim intiba şu olmuştur: Bizimle aynı değeri taşıdığını iddia eden ve namazlı-abdestli bilinen müfettişler, çok korkak ve makamlarını, koltuklarını korumak adına illa da ceza vermeye uğraşan tiplerdi!

“Düzce İlme ve Hayra Hizmet Vakfı Mütevelli” heyetindeki arkadaşların size ihtiyacımız var, muhakkak Düzce’ye gelmen lazım ısrarlarına fazla direnemedim ve 24.09.1990 tarihinde verimli olduğum Ticaret Lisesinden ayrıldım. Zamanın İl Milli Eğitim Müdürü, Vakıftaki arkadaşlar ve ben istememe rağmen tayinimi İmam-Hatip Lisesine yapamadı veya yapmadı. Şimdilik Bakacak’tan aşağıya git, ilerde muhakkak İmam-Hatip Lisesine tayinini yapacağım dedi. Netice olarak 08.10.1990 tarihinde Kaynaşlı Superlit ortaokulunda göreve başlamış oldum.

28 Şubat süreci olarak bilinen süreçte herhangi bir sıkıntı yaşadınız mı?

Onu da anlatayım. 21.06.1995 günü Kaynaşlı Süperlit ortaokulundaki görevimden ayrılarak aynı gün Düzce İmam-Hatip Lisesinde göreve başladım. Buradan emekli oluruz derken 28 Şubat zulmü öğrencilerimizin üzerine bir kabus gibi çöktü. İdareci, öğretmen, öğrenci ve veliler büyük sıkıntılara maruz kaldı. Çok sancılı günler geçirdik. Milli Güvenlik derslerinde kız öğrencilerimize zorla başlarını açmaları empoze ediliyordu. Bu konuda öğrencilerimizin dışında herkes pes etti dersem abartmış olmam. En son bir öğretmenler kurulu toplantısında kılık-kıyafetle ilgili konular tartışılırken: “Öğrencilerin başlarını açmalarını istemek, inancımızı ve kendimizi inkardır” çıkışını yaptığımdan bir ay içerisinde defterim dürülerek 25 yıl önceki ilk görev yerim olan Yığılca’ya maaş kesim cezasıyla beraber sürgün edildim.

Nasıl yani?

Anlatayım. Öğrencilerle ders yaptığım bir saatte nöbetçi öğrenci gelerek “Hocam müdür bey sizi acil gelsin.” dedi. Müdür Beyin odasına vardığımda “Hocam müfettişler geldi sizinle görüşmek istiyorlar” diyerek onların olduğu odayı gösterdi. Odaya girdikten sonra şu konuşmalar oldu:

-Selamün aleyküm, hoş geldiniz. Aleyküm selam, hoş bulduk. (Lafın gelişi, ne hoş gelen var, ne de hoş bulacak olan)

-Hocam siz kılık-kıyafet yönetmeliğine karşı geliyor muşsunuz öyle mi? Eğer dediğiniz doğru olsaydı karşınızda cübbeli, sakallı, sarıklı birisi olurdu. Halbuki bakınız karşınızda, sinekkaydı traşlı, kravatlı, modern giyimli birisi olarak duruyorum.

-Öyle de öğrencilere kılık-kıyafetteki noksanlıklarını hatırlatıcı tavsiyelerde bulunmuyor, hatta aksini yapıyor muşsunuz! Kılık-kıyafetle ilgili mevzuat benim değil idarecinin işidir. Ben, bana derse gelen öğrencinin kılık-kıyafetine bakmam, vereceğim bilginin, yapacağım öğretim ve eğitimin kalitesine bakarım.

-Hocam mes’elenin ne olduğunu bizden iyi biliyorsunuz. Öğrenciler Kur’an dersinde başlarını kapatıp, diğer derslerde açsalar ne mahzuru var? Kur’an dersinde başörtüsü takmak dini değil, örfi bir olaydır. Asıl olan hangi kıyafette olursa olsun Kur’anı dinleyip, Kur’andaki mesajı aldıktan sonra kapanmaktır. Siz, bir müftünün kürsüye çıkıp “Ey Müslümanlar! Bu günden sonra kadın ve kızlarınız başlarını açmaları gerekir” dediğini duydunuz mu?

-Müftü öyle der mi? Demez, diyemez tabiki. Yıllarca tesettürün öneminden bahseden, bunu hayatında tatbik eden, öğrencisini tebrik eden bir Meslek Dersi Öğretmeni kendini inkar edercesine böyle bir şey yaparsa hali nice olur? Bunu biliyor musunuz?

-Tamam Hocam, verdiğiniz ifadeyi okuyarak imza edin.

Aradan fazla zaman geçmedi. Ben 23.01.2001 tarihinde Yığılca’da göreve başladım. Bölge İdare Mahkemesine yürütmeyi durdurma isteğinde bulundum. O günlerin hukuk işlerinin nasıl olduğunun bilinmesi açısından şunu ilave edeyim: Ben 09.08.2001 tarihinde emekliye ayrıldıktan sonra tayinimin yersiz olduğunu, ancak “maaş kesim cezasının uygun olduğunu” bildiren mahkeme kararı geldi!

Emekli olduktan sonra ne yaptınız? Yurt dışına gittiniz mi?

Dokuz yıl yeni yaptırdığım evimde ailemle bir arada oruç tutamadım. Üç aylık limitlerle yurtdışına görevli olarak gittim. Almanya, Fransa, Avusturya, İsviçre ülkelerine giderek gurbetçi kardeşlerime faydalı olmaya çalıştım.

STK’larda çalıştınız mı?

Emekli olmadan önce ve emekli olduktan sonra STK’da çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Ben yıllarca “İlme ve Hayra Hizmet Vakfının Kız ve Erkek Öğrenci Yurtlarında” müdürlük yaptım. Vakıf mütevelli heyetinde bulundum.

Binası “İlme ve Hayra Hizmet Vakfımızın” olan “İlim Yayma Cemiyetinin Yüksek Öğrenim Erkek Öğrenci Yurdunda Genel Koordinatör” olarak görev yaptım. Rahmetli Ahmet Erdem Hocamın vefatından sonra “İlim Yayma Cemiyeti” Düzce Şubesinin Başkanlığını yaptım. Genel Merkez şubeyi fesih kararı verince görevim sona erdi.

“Sivil Toplum Platformu” kurucusuyum ve halen görev yapıyorum. “İlme ve Hayra Hizmet Vakfı Mütevelli Heyeti görevim” devam ediyor. Zaman zaman Ramazan ayında ve diğer zamanlarda Rehber olarak Umre görevi ifa ederek yaşantıma devam ediyorum.

Siz boş durmayı sevmezsiniz. Başka neler yapıyorsunuz?

Bildiğiniz gibi Nikah, nişan, sünnet, cenaze, Cuma ve bayram konuşmaları, sohbet programları başta olmak üzere insanlarla irtibatı olan her hayırlı işi yapmaya sevdalıyımdır. Mahalli TV’lerimizde yıllarca Cuma Gecesi programları yaptım. Tabii bu arada unutulan Radyo programlarımızı da zikredeyim.

Emekli olduktan sonra il müftülüğü size zaman zaman da olsa vaizlik görevi veriyor mu?

Geçmiş yıllarda öyle bir görevimiz olmuştu, ama son yıllarda henüz öyle bir teklif gelmedi.

Neden?

Sizin sorduğunuz gibi yolda izde beni tanıyan herkes hem de sitemkar bir şekilde bu soruyu soruyor. “Hocam sizi eski yıllarda olduğu gibi niçin kürsülerde göremiyoruz?” Bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Ben depremden önceki yıllarda 8 ay gibi bir süre Düzce Cedidiye camiinde vaiz olarak görev yaptım. Hangi camiye gitsek birçoğu zaten öğrencimiz olduğu için buyurun derler, konuştururlar. Bunu edeplerinden yapıyorlar. Bunu kanunen yapamazlar çünkü herkes kürsüye çıkartılmaz. Ama onlar da biliyorlar ki onları biz yetiştirmişiz. Onlara edep, adap, kürsü adabı bunları biz öğretmişiz. Cemaatle diyaloğu iyi kuracağımızı, burada herhangi bir mevzuata aykırı konuşma yapıp da hem imamı, hem de müftülük camiasını sıkıntıya sokmayacağımızı iyi biliyorlar.

Bana acı gelen şey şu; Düzce ile alakalı ama Düzce dışında mesela; Konya, Kayseri, Edirne gibi büyük şehirlerin merkez camilerine, kalıcı konutlardaki cami inşaatlarının paraya ihtiyaçları olduğu zaman Düzce Müftülüğü beni vaiz olarak görevlendiriyor ve oralara gönderiyor. Bu arada şunu da söylemek isterim ki özellikle Selimiye camiinde vaaz yapmak herkese de nasip olmaz!  Ama ne yazık ki aynı müftülüğümüz Düzce’de hiçbir camide mesela;

1999 Düzce depreminden önce 8 ay devamlı Cuma vaazı verdiğim, bayram konuşmaları yaptığım, bugünkü merkezi sistem yapılan Cedidiye camisinde vaaz veremiyorum. Düzce Müftülüğü Düzce’deki camilerde Ramazan aylarında bir iki defa Merkez Büyük Camide görev listesine yazmışlardı hepsi o kadar.

Son yıllarda bana Cuma günleri için herhangi bir vaaz teklifi gelmedi. Doğrusu yıllarca cami kürsülerinden uzak kalmayan ben bile bu sorunun cevabını veremiyorum. Ben de üzülüyorum tabi. Niye acaba bir talep gelmez? Biliyorsunuz kürsülere her istediğimizde çıkamıyoruz, oraların sorumluları müftülerdir. Şayet bize vaaz talebi gelirse biz her an için oralarda konuşuruz! Neden konuşmayalım ki?

Camilerde vaaz yapabilmek için Müftülüğe yazılı müracaat mı etmeniz gerekiyor acaba?

Hocam ben 1975 İzmir Yüksek İslam Enstitüsü mezunuyum. Yıllarca öğretmenlik yaptım. İmam Hatip camiasında da öğretmenlik yaptım. Benim kürsü alışkanlığımın olduğunu buraya gelen her müftü ve müftülükte görev yapan her memur bilir. Benim yerim belli, kişiliğim belli, yaptığım iş belli. Ben Düzce’de nişan, düğün, nikah, sünnet, cenaze, mevlit, açılış, kapanış, stk vb. her türlü programa davet ediliyorum. Demek ki ihtiyaç var. Çağrılmıyorsam demek ki bana ihtiyaç yok. Ben bunu öyle değerlendiririm. Ben, vaiz olarak görevlendirilmem konusunda müftülüğe dilekçe vermedim, vermem de. Ben ne kendim için, ne de çoluk çocuğum için gidip de bir başkasından bir şey talep eden bir insan olmadım. Başkası için gider isterim, talep ederim, ama bunu kendim için yapmam. Bunun da böyle olduğunu beni tanıyan herkes bilir!

Din Görevlisi olarak toplumun gidişatını nasıl görüyorsunuz?

Emekli bir öğretmen ve Din Gönüllüsü olarak Rabbimizin yapmamızı istediği hususları yerine getirmeyen, çok çok tenbel bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Kahvehaneler tıklım tıklım dolu. Cuma, bayram ve cenazelerin dışında camiler boş. Tabela ve isim olarak çok sayıda dernek, vakıf olmasına rağmen planlı-proğramlı çalışıp cemiyeti diriltecek faaliyet yapanların sayısı az. Yanına varıp derdine derman, yarasına merhem olamadığımız nice maddi ve manevi sıkıntısı olanlar vardır. Bizden şikâyetçi olurlarsa nasıl hesap veririz bilemiyorum.

Verdiğiniz bilgiler için şahsım ve Düzce’nin Sesi Gazetesi olarak çok teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylık ve başarılar dilerim. Son olarak söylemek istediğiniz bir şery var mı?

Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Röportajda her şeyi anlatmak vakit alacağından zor. Sorularınızla maziyi az dahi olsa yad etmeme sebep oldunuz. Rabbim çalışmalarımızı rızasına muvafık eyleyerek Cennet ve Cemalullah’la müşerref eylesin.


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
1490 kez okundu
0 bekleyen yorum
9 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
Katılıyorum   Katılmıyorum
%55,00

Halis Kırca

25.3.2018 - 21:24:17

2005 de faiz ile ilgil küfür ifade eden cümleleri,rahmetli Erbakan Hocamı da alet ederek bizzat benden duyduğunu ifade eden akıl zaafiyeti olan mahluk kim ise ve müslüman olduğunu zannediyorsa tevbe ve istiğfara davet ediyorum.Allah cc hidayet versin iftiracı olduğu aşikar olan zelil kişinin Cehenneme gitmesini istemediğim için tecdid-i imana davet ediyorum.Yorumu görüp bana üzüntüyle bildiren kardeşime ayrıca teşekkür ederim.İnsan olarak her an hata işleyebiliriz.Kardeşlerimizin ikazlarına her zaman ihtiyacımız var ancak iftiraya ve inancımızı hafife alanlara tahammülümüz olamaz.Kul hakkı ile ilgil gizli tevbe caiz olmadığından yorumu yapan zelil mahlukun buradan tevbe etmesi gerek ahirete intikal ederse yandı
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,59

Halis

13.3.2018 - 21:53:22

Bu fakirin kulakları Halis hocanın faiz haram değil dediğini 2005 yılında bizzat duydu! Şahit oldu!Erbakan hocamızın Kahrolsun İsrail diye diye İsrail uşağı olanlar dediği zümreden...
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00

Fazlı Vidinli

10.3.2018 - 22:33:02

Aynıyla vaki...
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,49

lokman

10.3.2018 - 09:59:40

İlhami Bey,Halis Hocamızı biliriz.dinleriz ama böyle tanımamıştık.Teşekkür ederim.Değerli büyüğümüz Halis hocamızı tanıtmanızdan dolayı teşekkürler...
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,50

Hasan SARI

8.3.2018 - 17:26:57

Allah huzurlu ömürler versin. ikinize de
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,39

sait gümüş

8.3.2018 - 08:49:06

Hocamızı çok seviyoruz.Kendisine Allah'tan hayırlı uzun ömürler diliyorum.
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,69

Ayhan samandar

7.3.2018 - 17:44:53

Halis hocam çok guzel bir hayat hikayesi okudum.allah yolunuzu daima açık tutsun.allah hizmetlerinizden razı olsun.ilhami beyi de tebrik ediyorum.cok güzel bir röportaj olmuş.
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,35

düzceli

7.3.2018 - 11:17:42

Sayın hocam gerçekten hareketli ve örnek bir geçmişiniz olmuş. tebrik ederim
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,82

Vatandaş

7.3.2018 - 11:12:25

Sizi cedidiye camisinde vazınızı dinleyebilmek için diyanet işleri başkanının mı görevlendirmesi gerekir mülki amirin mi? Belli ki İl müftüsü sizi tanımıyo.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Google+ Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

ÇOK OKUNANLAR