Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[21:58] Turizm İl Müdürü Açığa Alındı! -- [19:38] “MEZAR YERİ BAKIYORDUK” -- [18:27] AYDINPINAR CADDESİNDE BIÇAKLI KAVGA -- [16:34] BASIN MENSUBU NASİBİNİ ALDI -- [15:01] 5 MOTOSİKLET TRAFİKTEN MEN EDİLDİ -- [14:51] DÜZENSİZ ELEKTRİK AKIMI VAR -- [14:30] İLETİŞİM OFİSİ DÜZENLEDİ -- [14:21] AR-GE ÇALIŞMALARI ÖNE ÇIKARTILACAK -- [14:04] Gönüllülük ve sportif etkinlikler artacak -- [12:37] İşlenmeyen dersler EBA’den yapılıyor --
Röportajlar
İlhami Atasever'in Bu Haftaki Konuğu Turgut Açari

Gazetemiz Köşe Yazarı İlhami Atasever bu hafta Başkanlık Müftüsü Turgut Açari’ye konuk oldu. Soluksuz okuyacağınız; Hem dini hizmetler hem de yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ve soydaşlarımızın dini eğitimleri konusunda gerçekleşen röportajın tamamı burada...

19.06.2020
0 bekleyen yorum
3 onaylı yorum
İlhami Atasever'in Bu Haftaki Konuğu Turgut Açari

Gazetemiz köşe yazarı İlhami Atasever bu hafta Başkanlık Müftüsü Turgut Açari’ye konuk oldu. Açari’nin hem dini hizmetler hem de yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve soydaşlarımızın dini eğitimleri konusunda gerçekleşen röportajda çarpıcı bölümler yer alıyor. Adigece, Arapça ve İngilizce dillerini de bilen Açari, 2 kez Almanya, 1 Kez Hollanda, 3 ay da Adigey Cumhuriyetinde görev yaptı. Turgut Açari’nin  Adigey Cumhuriyeti dönüşünde, müftü yardımcısı Askerbi Karden’in söylediği şu cümleler hafızasına kazındı, “Döndüğünüzde, burayla ilgili uzunca konuşma fırsatınız olursa, gördüklerinizin hepsini anlatırsınız ama kısaca konuşmanız gerektiğinde, ORADA BİR HARFLİK EĞİTİME DE, BİR LİRALIK DESTEĞE DE İHTİYAÇ VAR, demeniz yeterli olur.”

Açari bir diğer yurtdışı görevinde unutamadığı anısını şöyle paylaştı;... Çernobil hadisesinden sonra hasta olan oğlunu Almanya’ya götüren anne, “Yüzünü bana iyice döndü ve;  ‘Çocuğumuz doğduğunda hemen alıp kreşlere yerleştiriyorlar. Belli aralıklarla gidip güya onları emziriyorduk. Güya diyorum, çünkü getirdikleri çocuğun öz evladımız olup olmadığını bile bilemiyorduk. Orada iyice beyinleri yıkanıyor ve okul yaşı gelince çocukları bize teslim ediyorlardı. Yani bizler çocukları çok zor şartlarda büyütüyorduk. Şu an hasta olan bu oğlumun din adına hiç bir bilgisi yok. İmansız olarak ölmesini istemiyorum, siz ona bir iki şey öğretseydiniz’ dedi ve devam etti: ‘Böyle vakıalar ülkemizde çok olduğu için hocaya ilaç gibi ihtiyacımız var. Sizler de bizim durumumuzu bilmenize rağmen hem de gelebilecekken gelmiyorsanız, Allah bunun hesabını sizlere soracaktır’ dedi.”

1 YILDAN BERİ DÜZCE’DE GÖREV YAPIYOR

Turgut Açari kimdir, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1957, Düzce doğumluyum. İlkokulu Duraklar Köyünde, İmam Hatip eğitim ve öğrenimimi (Orta ve Lise) Düzce İmam Hatip Lisesinde tamamlayıp 1974 yılında mezun oldum. Burs almış olduğum için Düzce-Büyük Açma köyünde bir süre İmam-Hatip olarak görev yaptım, daha sonra üniversite öğrenimi için köyden ve görevimden ayrıldım.

1976’da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne girdim, 1980 yılında mezun oldum. Tekrardan DİB bursu almak kısmet olduğu için öğrenciliğimde çok fazla zorlanmadan üniversiteyi bitirmiş oldum. O yıllarda her alanda görev alma zorluğu yaşanıyordu. Bir de 12 Eylül 1980 darbesi eklenince ümitlerimiz iyice azalmıştı derken Cenabı Mevla çok özel bir fırsat lutfetti ve DİB Haseki Eğitim Merkezine kursiyer oldum. Bu arada İstanbul Çatalca’ya vaiz olarak atandım.

Diyanet İşleri Başkanlığında (DİB) değişik kademelerde çalıştım. İl Müftüsü olarak görev ifa ederken, maruz kaldığım ses problemini tedavi amacıyla, Başkanlık Müftüsü olarak Ankara’ya tayin istedim. Tedavide kısmen iyileşme oldu ancak tam rahatlama sağlanamadı. Talebim ve Başkanlığımızın da uygun görmesiyle, yaklaşık bir yıldır geçici olarak Düzce’de görev yapmaktayım.

BİR ÇOK İL VE İLÇEDE GÖREV ALDI

Nerelerde görev yaptınız?

Düzce-Büyük Açma köyünde İmam Hatip, İstanbul Çatalca’da yaklaşık 30 ay vaizlik, Haseki Eğitim Merkezindeki özel eğitimimden sonra Balıkesir-Savaştepe İlçe Müftüsü olarak göreve başladım. Oradan Bolu-Seben’e tayin oldum. Burada altı ay gibi kısa bir çalışma döneminden sonra 1987 yılında ilk yurt dışı görevine başlamış oldum. Yurt dışı görevim bittikten sonra Bolu-Seben’e döndüğümde vaiz olarak görevime devam ettim. Daha sonra Balıkesir-Gönen, İstanbul Beyoğlu’nda ilçe Müftüsü, Artvin, Balıkesir ve Yalova İllerinde il Müftüsü olarak görev yaptım. Halen de Ankara Başkanlık Müftüsü olarak görevime devam etmekteyim.

 ADİGECE, ARAPÇA VE İNGİLİZCE BİLİYOR

Yabancı dil olarak hangi dilleri biliyorsunuz?

Mütevazı olarak söylemem gerekirse orta derecede Adigece ve Arapça biliyorum, meramımı biraz ifade edecek kadar da İngilizce öğrendim diyebilirim. İlkokul öncesi Adigeceyi çok iyi biliyor ve konuşuyordum. Aldığım eğitim sebebiyle Arapça pratik ve gramer bilgim iyi seviyedeydi. Malum, dil kullanılmayınca giderek köreliyor, benim durumum da maalesef öyle oldu.

Yurt dışı görevi olarak hangi ülkelere gittiniz?

Yıllar içinde en fazla Hac ve Umre vazifesi nedeniyle defalarca kutsal beldelere gittim. Ramazan aylarında irşat görevleri nedeniyle birer ay olarak 2 sefer Almanya, 1 sefer Hollanda, bir sefer de üç ay olarak Adigey Cumhuriyetine gittim. Ayrıca altı yıllığına da bir sefer Almanya’da bulundum.

GENÇLERE VE CEZAEVİNDEKİ VATANDAŞLARA ÖZEL EĞİTİM VERDİ

Sayın hocam Adigey Cumhuriyetine de gittiğinizi söylediniz. Gerek Adigey Cumhuriyetinde gerekse diğer ülkelerde unutamadığınız anılarınız varsa anlatır mısınız?

Unutulmaz izler bırakan iki yurt dışı görevim oldu. İlki, altı yıl kaldığım Almanya’da ikincisi de atalarımızın 1864’de göç etmek zorunda kaldıkları ata yurdumuz olan Adigey Cumhuriyeti’ndeki üç aylık görevim süresinde oldu.

Almanya’da çocuklara, gençlere ve cezaevindeki vatandaşlarımıza yönelik özel çalışmalarım oldu. Çalışmalarımda hep güleryüz göstermeye, işimi severek yapmaya ve başarılı olanları da bizzat ödüllendirmeye gayret ettim. Okuttuğum gençlerden biri Cuma namazı kıldıracak kadar kendini geliştirmişti. İlgilendiğim diğer gençler de yaklaşık otuz yıldır dernek (Almanya’da görev yaptığım cami derneği) yönetiminde aktif olarak görev ifa ediyorlar ve yetişen gençlere rehberlik yapıyorlar. Gözüm arkada değil çok şükür.

2006 yılında, Şubat ayı başından Nisan ayı sonuna kadar ana dilimin konuşulduğu Adigey Cumhuriyeti’ne üç aylığına görevlendirildim ve orası her bakımdan ilgilenilmesi ve desteklenmesi gereken bir bölge. Üç ayda güzel dostluklar, tecrübeler ve bilgiler edindim. 450 bin nüfuslu Cumhuriyetin her tarafını dolaştım. 26 adet cami gördüm, 20 tanesi yıllardır kapalıymış. Sebebini sorduğumda maalesef verilen cevap hep aynı: ”Hocamız yok.” şeklindeydi. Sadece merkez camisi aktif, diğer beş cami ise “eh işte” denecek durumdaydı.

Görev sürem tamam olup döneceğime yakın, o dönem müftü yardımcısı olan Askerbi KARDEN bana çok manidar bir tembihte bulunmuştu: “Döndüğünüzde, burayla ilgili uzunca konuşma fırsatınız olursa, gördüklerinizin hepsini anlatırsınız ama kısaca konuşmanız gerektiğinde, ORADA BİR HARFLİK EĞİTİME DE, BİR LİRALIK DESTEĞE DE İHTİYAÇ VAR, demeniz yeterli olur,” demişti. Karşılaştığım yaşlı kişiler de: “Bizi din koruyacak ve kurtaracak,” cümlesini çok tekrarlıyorlardı. Sözün özü; oralarda din hizmetine ve ekonomik desteğe ilaç gibi ihtiyaç var. Bu gerçeği sizlerin aracılığıyla bir kere daha tekrar etmek isterim.

 ÇOK CİDDİ HOCA İHTİYACI VARDI

Az önce unutulmaz izler bırakan iki yurt dışı görevim oldu şeklinde bir ifadeniz olmuştu. Neydi onlar?

Kısmen yukarıda anlattım. 2006 yılında, Şubat ayı başından Nisan ayı sonuna kadar görev yaptığım Kafkasya dönüşümde DİB'na giderek, camilerin durumundan bahisle, çok ciddi bir şekilde hoca ihtiyacı olduğunu dile getirmiştim. O zaman yurt dışı hizmetlerinden sorumlu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız, "‘İlk etapta on Adige hoca bulalım ve oraya görevlendirelim. Böyle bir başlangıç yapalım, sonra devamını getiririz,’ demişti. Fakat ben Adigeceyi konuşabilen hoca bulamamıştım, Adige kökenli hocalar vardı ama dil bilmiyorlardı! Bu durumu üzülerek kendilerine arzettim.

Prof. Dr. Mehmet Görmez bey, bunun üzerine B planı uygulayalım ‘Oradan on erkek öğrenci getirelim. Burada gerekli eğitimlerini tamamladıktan sonra dönüp o camilerde İmam-Hatiplik yapsınlar’ dedi. Öğrencilerin babaları Adigey Cumhuriyetinde hocalara maaş verilmediği için Türkiye'nin ücret garantisi vermesini istediler. Bu garantiyi veremediğimiz için maalesef öğrenci getirme planı da gerçekleşememişti.”

ALMANYA’DAKİ O KONUYU UNUTAMIYOR

Unutamadığım diğer konu ise Almanya’da olmuştu: “1986'daki Çernobil olayından üç sene sonraydı. Almanya'nın Bonn şehrinden bir vatandaşımız beni aradı ve ‘Burada, sizin dilinizi (Adigeceyi) konuşan yabancı bir hanım var, bize tercümanlık yapabilir misiniz?’ dedi. Ben hemen oraya intikal ettim. Adigey Cumhuriyetinden gelen o hanım ile tanıştık. 18 yaşındaki oğlunun Çernobil hadisesinden dolayı hasta olduğunu ve tedavi için geldiklerini söyledi. O bana derdini Adigece anlattı, ben Türkçe’ye çevirdim, bir arkadaş da Almanca olarak hekime anlattı. O genç hastaneye yatırılıp tedavisine başlandı.

Sonra o anne beni bir kenara çekti ve ‘Siz, bir başka ülkeye rahatlıkla seyahat edebiliyor musunuz?’ dedi. Ben de hiç bir sıkıntı olmadığını söyledim.  ‘Kafkasya'ya da rahat gelebilir misiniz?’ dedi. Evet cevabını verdim. Önce bana yaşadıkları sıkıntıları anlattı: ‘Bize, tedavi için bir Avrupa ülkesine gitmemiz söylendi. Eşim profesör, ben de işçi olarak çalışıyordum. Bize 500 dolar teminat yatırmamızı söylediler. İki yıl boyunca parayı bulup yatıramadık. Bir Alman firması bize acıdı ve bu teminatı yatırdı. Ama bu sefer de anne ve babadan biri burada kalacak, ailece giderseniz bir daha dönmezsiniz dediler. Babası orada kaldı ve biz birçok zorluklardan sonra oğlumla buraya gelebildik,’ dedi. Yüzünü bana iyice döndü ve;  ‘Çocuğumuz doğduğunda hemen alıp kreşlere yerleştiriyorlar. Belli aralıklarla gidip güya onları emziriyorduk. Güya diyorum, çünkü getirdikleri çocuğun öz evladımız olup olmadığını bile bilemiyorduk. Orada iyice beyinleri yıkanıyor ve okul yaşı gelince çocukları bize teslim ediyorlardı. Yani bizler çocukları çok zor şartlarda büyütüyorduk. Şu an hasta olan bu oğlumun din adına hiç bir bilgisi yok. İmansız olarak ölmesini istemiyorum, siz ona bir iki şey öğretseydiniz’ dedi ve devam etti: ‘Böyle vakıalar ülkemizde çok olduğu için hocaya ilaç gibi ihtiyacımız var. Sizler de bizim durumumuzu bilmenize rağmen hem de gelebilecekken gelmiyorsanız, Allah bunun hesabını sizlere soracaktır’ dedi.”

Bu sözler beni çok etkiledi günlerce rahat uyuyamadım ve yemek de yiyemedim. İlk iş olarak Adigece lisanımı geliştirmeye, biraz da dini terimleri öğrenmeye gayret ettim. Fakat oralara bir fayda sağlayamadık. Daha sonra o gencin vefat ettiğini üzülerek öğrendim. Allah rahmet eylesin.

ECDADIMIZI DÜZCE’DE DE ANIYORUZ 

Düzceli Adigeler olarak her yıl 21 Mayısta yapılan etkinlikleri kısaca anlatır mısınız?

Kafkas Sürgünü yıllarca muhtelif şekillerde anılmıştır. Büyük acılar yaşayarak şehit olanları, her zorluğa katlanarak inancımızı ve kültürümüzü bugünlere taşıyan ecdadımızı dualarla anmak için, ilk defa 2007 yılında Cedidiye Camiinde mevlit programı düzenlendi. Akşam ve yatsı namazı arasında Kur’an-ı Kerim ve mevlit okundu. Günün anlam ve önemi ile ilgili yaptığım konuşmanın ardından, yapılan dua ile program sona erdi. Merasim, halkımız tarafından çok beğenildi, katılım güzel oldu ve bu tür programların devam etmesi talep edildi. O tarihten itibaren dualarla ecdadımızı anma programı Düzce’mizde bir gelenek halini aldı, inşallah devam edecek.

Bu sene malum Koronavirüs sebebiyle camilerde bir program icra edilemedi. Kafkas Derneğinin organizesinde şahsım, Varol Tayhan ve Doğan Coşkun hocaların katılımlarıyla, internet üzerinden Kur’an-ı Kerim tilaveti, sohbet ve dualarla ecdadımızı yad etmeye çalıştık. Allah kabul eylesin, ruhları şad olsun. Yüce Mevla hiçbir milleti böyle bir imtihana maruz bırakmasın. Bu vesileyle de ülkemizin ve tüm insanlığın, yaygın hastalıktan bir an önce kurtulması için de dua ediyorum.

DİYANET İŞLERİ'NİN HİZMETLERİNİN TAMAMINI SAYMAK MÜMKÜN DEĞİL

Dini hizmetler konusunda merkezi idarenin yaptığı çalışmaları yeterli buluyor musunuz?

Diyanet İşleri Başkanlığının dini hizmetler konusunda, günümüz insanına hitap eden bir hayli hizmetleri var. Tamamını saymak elbette mümkün değil ama sadece bir kısmına kısaca temas edebilirim. Başkanlığımız, öncelikle personelin eğitimine önem veriyor. Dini Yüksek İhtisas Merkezlerinde müftü ve vaizlere yönelik otuz aylık ve Arapça ağırlıklı eğitim yapılıyor.

Diğer Eğitim Merkezlerinde bir aylık, üç aylık ve altı aylık kurslar düzenleniyor. Hitabet seminerleri ve ezanı güzel okuma çalışmaları yapılıyor. Son yıllarda özellikle 4-6 yaş grubu Kur’an Kurslarına ağırlık verildi. Sevgi Evlerindeki çocuklara, mağdur kadınlara ve cezaevlerine yönelik çok güzel çalışmalar oluyor. Son iki yıldır da Gençlik Merkezleri gündeme alındı. Yurt dışı hizmetleri ise son derece güzel ve başarılı şekilde devam ediyor. Ayrıca televizyon ve radyo ile çok güzel programlar gerçekleştiriliyor. Kitap basımı yanında dergi şeklinde dört tane süreli yayın var. Kısaca, Başkanlığımızın eğitim ve dini hizmetlere dair plan ve projeleri iyi ve sadra şifa (işe yarayan-gönlü ferahlatan) verecek durumdadır diyebilirim.

YAZ KUR'AN KURSLARI KONUSUNDAKİ ÇALIŞMALAR TAKDİRE ŞAYAN

Yaz tatiline girildiğinde, öğrenciler için verilen Yaz Kur’an Kursu hizmetleri size göre yeterli mi? Değilse ne yapılmalı?

Başkanlığımızın, yaz Kur’an Kursları konusundaki çalışmaları da takdire şayandır. Programlar, kitaplar ve eğitim setleri ücretsiz olarak gönderiliyor. Görev alacak hocalar da kısa bir hazırlık eğitimine tabi tutuluyor. Ancak çoğu yerde bir hocanın başında fazla miktarda öğrenci bulunması ve sürenin de kısa olması sebebiyle, tam verim almak mümkün olmuyor. Zaruri bilgi ve duaların öğretilmesi ile birlikte inanç, ibadet, sevgi, saygı ve ahlak mefhumları kavratılmaya çalışılıyor.

Bu konu biraz da uzmanlık gerektirdiği için, ben bu kadarlık bilgilendirme ile yetineyim. Kısa ve uzun süreli kurslar hakkında, yeni gelen il müftümüz ile veya din eğitimine bakan müftü yardımcısı ve ilgili şube müdürüyle daha detaylı bilgi alışverişi yapılmasında fayda mülahaza ediyorum.

HİZMETLERİMDE HEP İNSANI ÖN PLANA ÇIKARDIM

İlçe ve İl Müftüsü olarak yaptığınız çalışmaları kısaca anlatır mısınız?

Kısaca söylemem gerekirse, hizmetlerimde hep insanı ön plana çıkardım ve bardağın da hep dolu tarafını görmeye özen gösterdim. Eğitime önem verdim ve her zaman çocuk, genç, kadın, erkek demeden okumak isteyen herkese yardımcı oldum. İdarecilik dönemimde de sürekli hizmet içi eğitimlere ağırlık verdim. Gönen’de ilçe müftüsü iken, il müftümüzün de desteğiyle Balıkesir genelindeki tüm personele birer aylık hizmet içi eğitim vermiştik. Ayrıca her görev yerimde, mesleki eğitim ve irşat hizmetlerini ihmal etmedim. Belli aralıklarla mahalli gazetelere dini ve ahlaki yazılar yazmaya çalıştım.

Devletin cezaevlerinde düzenli eğitimleri yokken, ben gönüllü olarak haftalık sohbetler yapıyordum. Her görev yerinde de bu hizmeti isteyerek yaptım. Cezaevlerine ulaşmak bir hayli zor idi, şimdi ise her ilde ve büyük ilçelerde kadrolu cezaevi vaizlerimiz bile var.

Almanya’da görev mahallimdeki cezaevinde kalan Türk gençlerine beş yıl boyunca ve her hafta ikişer saatlik sohbetler yaptım. Orada evlatlık olarak Alman aileye verilen ve Hristiyan yapılan bir gencin ihtidasına (Müslüman olmasına) şahit oldum.

Almanya Siegburg şehrinde gençlere mahsus cezaevinde, yaptığım sohbetlerden etkilenerek, Peygamberimizin (s.a.v) hayatını, cezaevi kitaplığından aldığı Almanca bir eserden okumaya başladığını söyleyen gencimizin birinin elindeki kitapta şöyle yazıyordu: Peygamberimizin hayatı, amcasıyla Şam'a doğru yola çıkmalarına kadar eksiksiz ve doğru anlatılıyordu. Ancak bundan sonra konu şöyle devam ediyordu: “Amcası Ebu Talip yeğeni Muhammed’i Şam’da yatılı bir kilise okuluna kaydettirdi. Orada uzunca süre kilise eğitimi aldı. Gençlik çağlarına gelince, ahlaki anlamda bazı yanlışlıklar yapmaya başladı ve okuldan kovuldu. Muhammed bunun üzerine intikam almak amacıyla bir mağaraya çekildi. Orada kendisi bir kitap yazdı. Sonra da, ‘Bu kitabı bana Allah gönderdi’ diyerek ortaya çıktı. Çok zeki olduğu için de bir hayli başarılı oldu vb...” gibi kitapta yalan yanlış bir sürü saçmalıklar vardı. Genç bana bunları anlatınca, ben hemen o kitabı bırakmasını, bir daha okumamasını, kendisine Peygamberimizin hayatı ile ilgili Başkanlığımız yayınlarından olan başka bir kitabı hediye ettim ve o kitabı okumasını tembihledim.

İLK GÖREV YILLARIMIZDA ÇEŞİTLİ ZORLUKLAR YAŞADIK

Görev süreniz içinde karşılaştığınız zorluklar oldu mu?

İlk müftülük yıllarımızda personel, malzeme ve nakit eksikliğini çok yaşadık. Manyotalı telefonlar kullandığımız için haberleşmede çok zorlanıyorduk. Çoğu zaman tek memur ve tek daktilo ile işleri yetiştirmeye çalıştık. Maaş bordrolarını el yazısıyla yapıyorduk ve tek bir rakam hatası olduğunda, baştan sona tekrar yazmak zorunda kalıyorduk. Tek memur yetişemediği için, Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) evraklarını ve muhasebesini uzun zaman şahsen yapmak durumunda kalmıştım.

Bürolarda yeterli memurumuz olmadığı gibi, her camide de yeterli görevlimiz yoktu. Bunları mahalli imkanlarla çözmeye çalıştık. Hizmet aracımızın olmadığı zamanlarda diğer kurumların araçlarından istifade ettik. Resmi ödenekler hep yetersiz olurdu, böyle durumlarda en büyük destekçimiz, TDV şubelerimiz olmuştur. Eski alışkanlıklar sebebiyle herkes hocalara müdahale edebileceğini düşünerek, cami ve kurs hocalarımıza sözlü ve fiili sataşmalar ile şikayetler çok olurdu. Yardımcı eleman eksikliği sebebiyle, hepsiyle bizzat ilgilenmek durumunda kalıyorduk. Zamanla iyileşmeler oldu, inşallah daha da iyi olacaktır diye ümit ediyorum.

İLAHİYAT FAKÜLTELERİ İLE UYUMLU ÇALIŞIYORUZ

Görev yaptığınız il veya ilçelerde İlahiyat Fakülteleri ile ilişkileriniz oldu mu?

İlahiyat Fakülteleri ile ilk temaslar konferans ve seminer hizmeti alma şeklinde başladı. Daha sonra il müftülerimizden, müftü yardımcısı ve vaizlerimizden Kur’an ve hitabet derslerine girenler oldu. Yalova’da ehil arkadaşlarımız Kur’an derslerine girdiler. İlahiyat Dekanımız bana hitabet derslerine girmemi teklif etti ancak çok arzu etmeme rağmen ses problemlerim başladığı için katılma imkanım olmadı. Biz onların binalarında Manevi Danışmanlık büroları açarak ilave destek veriyoruz. Onlardan da vaaz ve konferans şeklinde hizmet almaya devam ediyoruz. İlişkilerimiz iyi durumda diyebilirim.

ADİGEY'DE DİN HİZMETLERİ KONUSUNDA ÇOK İHTİYAÇ VAR

Diyanet vakfı ile ilgili ne tür hizmetleriniz oldu. Mesela yurt dışı görevlerinizde diyanet vakfının maddi anlamda yardımını gerektiren pozisyonlar oldu mu?

Türkiye Diyanet Vakfı, önce müftülük hizmetlerine destekle başladı. Daha sonra cami, kurs ve hizmet binalarının yapımında büyük kolaylık sağladı. Son yıllarda imkanlar nispetinde ihtiyaçlı kişi ve ailelere maddi ve ayni yardımlar yapılmaktadır. Yurt dışındaki dindaş ve soydaşlarımıza yapılacak yardımlar da yine vakfımız aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Adigey Cumhuriyetindeki kardeşlerimizin din hizmetleri konusunda çok ihtiyaçları var. Müftü dahil hiçbir hocaya maaş verilmiyor. Hepsi nafaka temini için başka bir işle de meşgul olmak zorunda. Biz buradan bir şeyler yapmak istesek de, çoğu zaman ülkeler arası ilişkileri dikkate almak durumunda kalıyoruz. Bu bölge de maalesef bu kategoriye girdiği için yeterli desteği veremedik. Bu durumun, içimde bir ukde olarak kaldığını ifade etmek isterim.

BİZİM BÜTÜN GEÇLERİMİZ KIYMETLİ HAZİNEDİR

Gençliğin durumu hakkında ne söylemek istersiniz?

Gençlik konusu, genişçe ele alınması gereken önemli bir mevzudur. Ama önemine binaen birkaç söz söylemek isterim. Yurt içindeki gençlerimizin bir takım sorunları var. Yurt dışındaki gençlerimizi ise kültürel, ırkçılık ve islamofobi (İslam korkusu) gibi daha büyük tehlikeler bekliyor. Bizim bütün gençlerimiz çok kıymetli hazinedir. Bu yüzden dostları da düşmanları da çoktur.

Anne, baba, hoca, öğretmen, idareci ve tüm sorumlular onların iyiliği, geleceği ve başarıları için pek çok fedakarlıklar yaparlar. Ancak gençlerin çoğu bunların farkında olmazlar. Teknoloji bağımlısı şeklinde bir hayatı tercih etmiş görünüyorlar. Ateizm ve deizm başta olmak üzere, gençlerimizin pek çoğu tuzağa düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

KOLAY GİBİ GÖRÜNEN ZOR BİR GÖREV

Din görevlilerine tavsiye anlamında söylemek istedikleriniz var mı?

Başkanlığımızın hocalarımız için geliştirdiği DİN GÖNÜLLÜLERİ kavramını kullanarak başlamak istiyorum. Her mesleğin kendine has zorlukları vardır ama hocalık kolay gibi görünen en zor görevlerdendir. Zorluklarına rağmen bu vazifeyi ifa eden meslektaşlarımı tebrik ederek, acizane birkaç tavsiyede bulunma cüreti göstereceğim:

1- Peygamber mesleği olarak iftihar ettiğimiz bu şerefli görev, üstatlarımız tarafından bugünlere kadar ulaştırıldı ve bizlere emanet edildi. Din hizmetini daha ileriye ve daha yükseğe taşımalı, şairin dediği gibi: İslam’ı asrın idrakine söyletmeliyiz. Bunun için kendimizi çok iyi yetiştirmeli aynı zamanda çok çalışmalıyız. Bilgimizi, enerjimizi, malımızı ve gençliğimizi harcamadan yararlı olmak da başarı sağlamak da mümkün değildir.

2-Hocalık yapmak ile hoca olmak aynı şey değildir, arada ince farklar vardır. Hocalık yapanlar, resmi sorumluluğu yerine getirdikten sonra başka hiç bir şeyle ilgilenmezler. Ama hoca olanlar resmi görevi de titizlikle ifa ederler, bunun dışında çevreyle de ilgilenirler, eylem ve söylemleriyle herkese örnek olurlar.

3- Biz hocalar, görevdeyken de emekli olduktan sonra da hep hoca efendi olarak kalabilmeliyiz. Vefat ettikten sonra bile, hayırla ve rahmetle anılmayı hedeflemeliyiz. Bunu hak etmek için bilgi, güzel ahlak ve de çok çalışmak gerekiyor. Cenabı Allah bizlere de bu şerefi bahşeylesin.

4-“Hocalar” diyerek, haksız ve acımasız eleştiri yapan, hatta hakarette bulunanlara da bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Hocalar deyince halen görevde olanları, emekli olanları ve rahmetli olanları ve en önemlisi, Sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) de kastetmiş oluyoruz. Bu tür sözlerin Peygamber (s.a.v)  Efendimize kadar ulaştığının ve mübarek ruhunun da incindiğinin farkında olmalıyız diye düşünüyorum. Ben şahsen hicap duyuyorum, bu sebeple de paylaşmak istedim.

Sayın hocam gerek yurt dışındaki din eğitimi çalışmaları ve sıkıntıları gerekse görevleriniz ile ilgili verdiğiniz bilgiler nedeniyle şahsım ve Düzce’nin Sesi Gazetesi olarak çok teşekkür eder, çalışmalarınızda kolaylık ve başarılar dilerim. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle bu röportaj ile gerek yurt dışındaki vatandaşlarımız ve soydaşlarımıza din eğitimi konusundaki verilen hizmetleri ve sıkıntılarını dile getirme gerekse görevlerimizin kamuya aktarılması fırsatını verdiğiniz için sizlere, şahsınızda Düzce’nin Sesi gazetesine teşekkür eder başarılar dilerim. Hoşçakalın.

 


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
0 bekleyen yorum
3 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
Maksimum 500 Karakter
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,49

Kadir can

21.06.2020 - 23:28:42

Allah razı olsun çok değerli bilgiler edindik değerli hocamıza ve size çok teşekkür ediyorum başarılarının devamını diliyorum
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,22

Aydın

19.06.2020 - 20:27:40

Allah razı olsun Turgut hocam
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,56

murat seyok

19.06.2020 - 20:27:10

Turgut abimizin yaptığı çalışmaları biliyordum . Ama ilk defa bu kadar detaylı okuma şansım oldu. Allah hizmetlerini kabul etsin.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

ÇOK OKUNANLAR