Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[17:37] Bilime İmece Usulü Destek -- [17:25] "Açta Açıkta Kimse Kalmasın" -- [17:18] Polisten Sıkı Denetim -- [17:04] Akçakoca Denizi Artık Daha Temiz -- [17:01] YÖNETİM DÜŞTÜ! -- [16:09] Otomobile Kızarken Şimdi TIR'lar Çıktı -- [13:35] Düzce’nin estetiği değişecek -- [12:30] BU FİLM KAÇMAZ! -- [11:29] Genç Beyinler Harikalar Yaratıyor -- [10:58] 2018'de Kaç Bebek Dünyaya Geldi? --
Yazarlar
Minik mültecinin kul hakkı
Hayrullah Altay

Hayrullah Altay

17.06.2016 - 10:02
487 kez okundu
0 bekleyen yorum
0 onaylı yorum

Bundan üç dört yıl önce Aydınpınar Camisi’nde yeni bir cemaat görünmüştü. Otuzlu yaşlardaydı. Türkçe bilmiyordu. Iraklı, olduğunu söylüyorlardı. Yanında üç dört yaşında bir erkek çocuğu da olan bu yabancı adam, tüm vakit namazlarına, üstelik de üç dört yaşındaki oğlu ile geliyordu.

Minik mülteci, bir anda cami cemaatinin maskotu olmuştu. Babası namaz kılarken oradan oraya koşuyor, kendi kendine oyunlar kuruyor, babası namazı bitirince ise beraber çıkıp gidiyorlardı.

Birkaç yıl Iraklı mülteciyi böyle gözlemledim. Sonra bir bayram günü mahallemizin büyüğü Cafer Amca’ya bayramlaşmaya gittiğimde, eşi ve çocuğuyla birlikte adını sonradan öğrendiğim Muhammed’i orada gördüm. Camiden tanıdığı Cafer Amca’nın elini öpüp onunla bayramlaşmayı anlaşılan bir görev saymıştı ki, ailecek bayramlaşmaya gelmişti. Yahut belki de Irak’ta, yaşadığı yerlerde kim bilir kime benzetmişti de, taze vatanı Düzce’de Cafer Amca’nın suretinde onu hatırlıyordu?

O günlerde Türkçesi biraz “tarzanca”ydı. Pek iletişim kuramıyordu ama vücut dili ve gönül dili ona iletişim kapılarını açıyordu. Çektiği iletişim sıkıntılarını doğrusu bir gün dinlemek isterim.

Aradan birkaç yıl daha geçti. Muhammed pek görünmüyordu. Sonradan öğrendim ki, mermercilik işine başlamış. (Irak’tayken öğretmen olduğunu sonradan öğreneceğim)

Bundan üç dört ay önce bizim binaya Allah Iraklı bir kiracı gönderdi. Onunla yaptığım geniş röportaj sanırım yakında yayınlanacak. İşte hiç Türkçesi olmayan bizim Iraklı ile iletişim kurabilmek için bir akşam bakkalda rastladığım Muhammed’le ayaküstü biraz sohbet ettik. Türkçeyi epey sökmüştü.

O akşamdan sonra Muhammed ile merhabamız ve muhabbetimiz sıklaştı. Bir ara Cedidiye Camisi’nin önünde rastlaştığımızda beni yakalayıp, cep telefonundan birisine “yarın öğleden sonra parayı bekliyorum” anlamında bir mesaj yazmamı istedi. 

Muhammed uyanık bir delikanlı. Hem Türkçeyi epey geliştirmiş, hem de piyasayı biraz tanımış. Konu açılınca benimle dertleşti.

“Ağabey neler çektim” dedi. “Bu adamda on bir günlük alacağım var. Altı aydan beri beni sallıyor. Telefonlarıma çıkmıyor. Benim onunla hangi şartlarda çalıştığımı bir ben, bir de Allah biliyor. Bak belim tutuldu, bir haftadır çalışamıyorum. Ben çalışmayınca eve kim ekmek götürecek? Kendi vatanımda olsam, ondan bundan ödünç ister, çarkımı döndürürüm. Ama burada yüzümüze kimse bakmıyor. Kimden para isteyebilirim. İlk yıllarda bir günlük iş bulduk mu çocuklar gibi sevinirdik. Bizi çalıştırırlardı, akşam olunca “görüşürüz” deyip ayrılırlardı. Günlerce üç kuruşun peşinden koşardık. Dil bilmiyorsun, derdini anlatamıyorsun, kanun, yol yordam bilmiyorsun. Çok ısrar etik mi, adam elinin tersiyle bir hareket yapıyor, “yok para!” Diye bizi azarlıyordu. Şimdi on bir gün çalıştığım bu adam kaçıncı defa söz verdi, sözünde durmuyor. Bakalım yarın verecek mi ama hiç umudum yok doğrusu.

 Artık birkaç aydır kendi işimi yapıyorum. Oğlumu da yanımda götürüyorum. Bana şimdilik süpürgelik taşıyabiliyor. Gücü ona yetiyor. Yavaş yavaş hem büyür, hem de işi öğrenir. Biz hep böyle kalacak değiliz. Yaşlanınca tek güvencemiz oğlum. İnşallah hayırlı bir evlat olur da yaşlılığımızda bize o bakar.”

Muhammed ayaküstü bu kadarını anlatabildi. İyilerden, hakkını yemeyenlerden de söz etti. Ama yeni vatanı bellediği Düzce’de yaşadığı olumsuzluklar yüreğime oturdu. Onlara birer Ensar kimliğiyle yaklaşmak ve gereğinden fazlasını vermek gerekirken beş yaşındaki mültecinin hakkını gasp etmek, bir kişi bile olsa bizim yüz karamızdır!

Bırakın Düzceli’liği, bırakın Müslümanlığı, insanlığa sığmaz! 


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
487 kez okundu
0 bekleyen yorum
0 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!


Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

YAZARLAR

TESADÜF MÜ?

Miraç Kayıhan Karayiğit

TESADÜF MÜ?

Son Bakış

Selçuk Özkurt

Son Bakış

Gazeteciliğin İlk “Damla” sı

Atilla Gösterişli

Gazeteciliğin İlk “Damla” sı

TEOG olmadığında…

Prof. Dr. Berat Özipek

TEOG olmadığında…

HİNT KENEVİRİ

Özhan KIZILTAN

HİNT KENEVİRİ

7 Haziran’ı Unutmayın…

Mustafa Koloğlu

7 Haziran’ı Unutmayın…

Sınav kaygısı gerekli midir?

Zeliha ŞENÇİÇEK

Sınav kaygısı gerekli midir?

Ya Bizimkiler?

Hülya İşcan

Ya Bizimkiler?

Taraftarın Gözünden…

Yaman Başkahveci

Taraftarın Gözünden…

Şerefenin ışıkları

Hayrullah Altay

Şerefenin ışıkları

8 Mart Kadınlar Günü

Mehmet Keleş

8 Mart Kadınlar Günü

Girişimci olursak ne olur?

Gökhan Cemre Kuzgun

Girişimci olursak ne olur?

Yeşil Düzce'm

Vedat Genç

Yeşil Düzce'm

Gürkan İpek

Tarık Şahin

TÜM YAZARLAR İÇİN TIKLAYINIZ