Bugun...
Site Haritaları Twitter Sayfamız Facebook Sayfamız
SON DAKİKA
[17:32] GALİBİYET SONRASI İLK AÇIKLAMA -- [15:28] ADIM ADIM ZİRVEYE -- [15:03] Yeni Genel Sekreter Samsun'dan Geliyor -- [14:05] Düzcespor Golü Buldu -- [10:27] Maç Öncesi Biraraya Geldiler -- [19:48] Vali Yazıcı'dan Kardeşine Hayırlı Olsun Ziyareti -- [17:52] Yangınlar İçin Soruşturma Başlatıldı -- [17:40] KİŞİYE ÖZEL TASARIM YAPILABİLİYOR -- [17:06] D100'de Korkutan Kaza -- [16:51] Seyir Halinde Alev Aldı --
Yazarlar
Alia İzzetbegoviç’in Türkler’e Yazdığı Mektup (1)
İlhami Atasever

İlhami Atasever

5.11.2019 - 09:37
314 kez okundu
0 bekleyen yorum
1 onaylı yorum

Dr. Hüseyin Kansu: “18.10.2003 tarihinde Cumhurbaşkanımız, o tarihde Başbakanımızdı. İspanya’dan katıldığı uluslararası bir toplantı bittikten sonra Türkiye’ye dönüş hazırlığı yaparken Alia İzzet Begoviç’in yatmakta olduğu hastanede ağırlaştığı haberini aldı. Bunun üzerine Türkiye’ye dönüşünde Saraybosna’ya uğradı ve hastanede kendisini ziyaret etti. Bu ziyaret tamamlanmaya yüz tuttuğunda tam ayrılacağı zaman Alia İzzetbegoviç; ‘Sayın Başbakan Bosna-Hersek’i size emanet ediyorum’ demişti ve hiç unutmuyorum Cumhurbaşkanımız demişti ki, yanında ağlamamak için kendimi zor tuttum. Dışarıya koridora çıktığımda ağlamaya başladım. Bana büyük bir sorumluluk yüklemişti.” Aliya İzzetbegoviç 19 Ekim 2003'te başkent Saraybosna'da vefat etti. Aliya İzzetbegoviç vefatının 16. yılında 19.10.2019 Cumartesi günü dünyanın birçok yerinde rahmet ve minnetle anıldı. Allah kendisine gani gani rahmet eylesin.

***

Sevgili okurlar! Aşağıda yayınladığım mektup tarihi bir mektuptur. Bir büyük ders.. Belki uzunluğu zamanınızı alacak.. Onun için dört bölümde yayınlanacak. Hafızalarımızı tazelemeye çok ihtiyacımız var.. Çok ama çok anlamlı ifadelerle yüklü bir mektup.. Bu mektup 14.07.2019 tarihinde ve geçmiş yıllarda basında birçok sefer yayınlanmış bir mektuptur.

“Merhaba efendim, ben Aliya. Aliya İzzetbegoviç.

Bosna-Hersek’in Cumhurbaşkanıyım. Sizi Devlet-i Aliyye’nin en güzel şehirlerinden birinden, Bosna Sarayı’ndan, sizin daha sık kullandığınız haliyle Saraybosna’dan selamlıyorum. Bu kısacık sohbetimizde, parçası olduğumuz Avrupa’dan, Avrupa’nın ve Batı’nın aslında ne olduğuna dair bazı tecrübelerimden bahsetmek istiyorum. Belki bilirsiniz, benim dedem Devlet-i Aliyye’nin ordusunda askerlik yapmıştı, Üsküdar’da. Orada tanıştığı bir Türk kızıyla, ninem Sıdıka ile evlenmiş. Babam Mustafa Bey, bu evlilikten doğmuş.

Biz ailece 1927’ye kadar Bosanski Samac şehrinde yaşadık. Bu şehir Sultan Abdullaziz zamanında Müslümanlara tahsis edilmiş, Semendire’den gelen Boşnaklar tarafından kurulmuş. Ben iki yaşındayken Saraybosna’ya taşınmışız. Çocukluğum ve öğrenciliğim Saraybosna’da geçti. Bu dönemde Yugoslavya’da Kara Corceviç hanedanı hüküm sürüyordu. Bu hanedan, 19. yüzyılda Devlet-i Aliyye’ye isyan eden Sırp Kara Corceviç’in kurduğu hanedandı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Corceviçler planlı bir şekilde Müslüman halkı yok etmeye yönelik politikalar uyguladı. Yapılan toprak reformuyla bize ait 10 milyon dönüm toprağa el koydular. Birçok zengin aile, bir gecede her şeylerini kaybetti, Müslümanlar varlıklı uyandıkları günün akşamına fakir bir halk olarak girdi.

Bosna’da 3 halk yaşıyordu: Müslümanlar, Sırplar, Hırvatlar. Aslında onlar bizi Müslüman diye ayırmıyorlardı, bize Türk diyorlardı. Sırpların gözünde 1389 Kosova Savaşı’nda burayı fetheden Türkler bizdik yani Boşnaklar. (Siz de sorguladınız mı bilmiyorum ama ben 28 Haziran 1389 ile 28 Haziran 1914 arasında küçük de olsa kurnaz bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. Hatırlarsınız, 28 Haziran 1914 günü, Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip’in ateşlediği kurşun Birinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Bu savaşın en önemli amacı ise Devlet-i Aliyye’yi çökertmek ve sömürgecilere karşı direnen son kaleyi tarumar etmekti. Bunu başardılar da.)

Boşnaklara sorarsanız, tarihi hafızamızda üç tarihin çok önemli olduğunu söylerler. Birisi bu 1918. İkincisi Devlet-i Aliyye’nin Bosna topraklarından çekilmeye başladığı, Avusturya Macaristan’ın yavaş yavaş hüküm sürdüğü 1878. Son olarak da artık Türk hâkimiyetinin tamamen son bulduğu ve Sultan Abdulhamid’in resimlerinin duvarlardan indirilip Avusturya Macaristan imparatorunun resimlerinin asıldığı 1908. Babam o günleri gözü dolarak anlatırdı hep. Çünkü 1908’den sonra biz Boşnaklar çok büyük sıkıntılar yaşadık. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Sırplar ve Hırvatlar, ülkemizi ikiye ayırmaya karar verdiler. Hangi şehirde kimin daha fazla nüfusu varsa, o şehir o devletin olacaktı. Sırp ise Sırbistan’ın, Hırvat ise Hırvatistan’ın… Türklerin yoğun olduğu bölgelerde Türkler hiç hesaba katılmadan sayım yapılacaktı. Tuhaf olan ise Bosna’da en fazla nüfusa sahip milletin Türkler olmasıydı.

İkinci ayrışmayı Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla yaşadık. Bu yüzyılın bizce en hazin, en zalim, en yoksul vakitleri, 1992 ile 1995 arasına adeta sıkıştırılmış o felaket günlerdi. Hele insanın onurunun tamamen ortadan kalktığı, vicdanın yok olduğu, insanlığın, evet insanlığın kaybolduğu Temmuz 1995… Efendim. Boşnak kime deniliyor? Sırplara ve onları himaye eden Avrupalılara sorarsanız, Avrupa’ya İslamı yaymaya çalışan Türklere deniyor. Peki, Türklere sorarsanız nasıl bir cevap alacaksınız? Çoğu, Boşnakları Müslüman olmuş Slav bir ırk diye tanımlıyor. Benim için ırk zaten önemli değil. Hele 1992-1995 arasında yaşadıklarımızdan sonra Boşnak isminin anlamı çok değişti. Ben size Boşnak’ı “Kültürünü, dinini, kimliğini sömürmeye çalışan güçlere karşı canı pahasına direnen millet” diye tanımlasam ne dersiniz, bilmiyorum.

Benim gözümde, Türkiye’den bize destek olmak için gelen savaşçılar da Boşnak’tır. Bosna ismini duyduğu an, kalbinin bir köşesinde küçük bir sızı hisseden başka milletlerin insanları da. Dedelerimizin seksen yıl önce Çanakkale’de ve Yemen’de korumaya çalıştıkları şey neyse bizim Saraybosna’da ayakta tutmaya çalıştığımız şey oydu. Dünyayı sömürgeleştirmek isteyen, bunun için bazen dini, bazen dili, bazen ırkı, bazen mezhebi kullanan işgalcilere karşı insanlığı, kardeşliği bir arada yaşama idealini korumak için direndik. Bu idealin adı Bosna’ydı. Boğazı sıkıldı, kurşuna dizildi, aç bırakıldı, tecavüz edildi, yalnızlaştırıldı ve ölüme terk edildi. O günü hiç unutmuyorum. Devamı yarın. Hoşçakalın.

 

 

 


Facebook Yorumları
HALKIN KÜRSÜSÜ
314 kez okundu
0 bekleyen yorum
1 onaylı yorum
  SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
Katılıyorum   Katılmıyorum
%58,82

Lokman

6.11.2019 - 11:52:30

Bu yazıyı tekrar gündeme getirmeniz ve ülkemizin sorumluluğunu bizlere hatırlatmanızdan dolayı müteşekkiriz. Kalın sağlıcakla

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Duzceninsesi.com.tr sorumlu tutulamaz.

Facebook Sayfamız Twitter Sayfamız Youtube Sayfamız Site Haritaları

YAZARLAR

Cumhuriyetimiz ve Değerleri

Yusuf Metehan Gül

Cumhuriyetimiz ve Değerleri

ÖNYARGI VE İNSAN

Miraç Kayıhan Karayiğit

ÖNYARGI VE İNSAN

Son Bakış

Selçuk Özkurt

Son Bakış

Gazeteciliğin İlk “Damla” sı

Atilla Gösterişli

Gazeteciliğin İlk “Damla” sı

TEOG olmadığında…

Prof. Dr. Berat Özipek

TEOG olmadığında…

HİNT KENEVİRİ

Özhan KIZILTAN

HİNT KENEVİRİ

7 Haziran’ı Unutmayın…

Mustafa Koloğlu

7 Haziran’ı Unutmayın…

Sınav kaygısı gerekli midir?

Zeliha ŞENÇİÇEK

Sınav kaygısı gerekli midir?

Ya Bizimkiler?

Hülya İşcan

Ya Bizimkiler?

Taraftarın Gözünden…

Yaman Başkahveci

Taraftarın Gözünden…

Şerefenin ışıkları

Hayrullah Altay

Şerefenin ışıkları

8 Mart Kadınlar Günü

Mehmet Keleş

8 Mart Kadınlar Günü

Girişimci olursak ne olur?

Gökhan Cemre Kuzgun

Girişimci olursak ne olur?

Yeşil Düzce'm

Vedat Genç

Yeşil Düzce'm

Gürkan İpek

Tarık Şahin

TÜM YAZARLAR İÇİN TIKLAYINIZ