Bizim monşerler kimlere çalışıyor!

     Türkiye’nin dış politikası uzun yıllar ABD, AB ve Nato’nun çizdiği politikalarla uyum içinde oldu, uyum içinde olmak durumundaydı. Kitaplar ne yazıyordu;” Almanya yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık”. O yıllar için durumu anlayabilirdik. Bağımsız davranmak o kadar da kolay değildi. Kıbrıs çıkartmasını yaptığımız için uzun süre silah amborgası uygulandı. Yine hükümetler ülke çıkarlarını ön plana aldıkları zaman askeri darbelerle alaşağı ediliyorlardı.

         İki kutuplu dünyanın sona ermesiyle dış politikada geniş alanlar açıldı. Fakat yıllar boyu karar vericiler egemenlik alanlarını kaybetmek isterler mi? 1947’de yapılan ikili andlaşmalarla devletin DNA’sını çizen ve elinde tutan bu güçler her türlü yöntemi hayata geçirmeye başladılar. 15 Temmuz darbesi bunun en açık örneğiydi. Dini bir yapılanma olarak bilinen Fetö’yü uzun  süre beslemiş ve devlette önemli bir güce ulaştırarak milletin üzerine saldırtmıştır. Ayrıca 1970’lerden bu yana PKK’ya her türlü yardımı yapan yine bu güçlerdir. Bütün bu politikaları uygularken  kullandıkları örgütler ve insanlar bizlere gerçek yüzlerini gizleyerek rollerini oynadılar ve oynamaya çalışıyorlar. Lakin öyle bir dönemdeyiz ki; turnusol kağıdı gibi gerçek saklanamaz hale gelmiş. Tabii, bu kolay olmadı.

      Yıllarca Türkiye bağımsız bir ülke masalıyla uyutulduk. Ne zaman bağımsız tavır takınsak cezalandırıldık. AK Parti ve Erdoğan’la başlayan bağımsız dış politika mücadelesi kitleler tarafından desteklendi. ‘One Minüt’ çıkışı sanki işaret fişeğiydi. Dünya beşten büyüktür sözü dünyada yankılandı. Artık bizde varız denildi. Fetö ve PKK terör örgütlerine karşı yapılan mücadelemiz başta ABD olmak üzere Nato ittifaklarının hoşuna gitmedi. Artık açıkça bu yapıların kime hizmet ettikleri ayan beyan belli oldu. Tam bu yapılar etkisiz hale gelmişken, bu sefer de komşumuz Yunanistan’ı bize saldırtmak için silahlandırmaya başladılar. Lozan anlaşmasıyla adaların silahsızlanmasına izi verilmezken, bugün tüm adalar silah deposu haline getirilmiş. ABD kongresinde Miçotakis Türkiye’yi suçlayan konuşmasında 37 kere alkışlanmış. Bunu da ballandıra ballandıra anlatan bir zamanlar cuntacıların basın sözcüsü..

       Mavi Vatan’da, Libya’da, Karabağ’da, K. Irak ve K. Suriye’de ülkemiz çıkarları için mücadele verirken içerdeki uzantıları sancılanmaya başladılar. Suriye’de, Libya’da ne işimiz var, Karabağ’da terör mensuplarını kullanıyorlar, Mavi Vatan’da boşuna milyarlar harcanıyor diyerek insanların zihinlerin bulandırarak ülke çıkarlarına değil, hizmet ettikleri ağa babalarının sözcüğünü yaptılar.

        Hatta Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu partisinin genel başkanı olan zat; S-400’leri geri verelim, Afrin’e girmeyelim, bize Suriye’mi, bize Irak’mı, bize Yunanistan’mı saldıracak diyerek açıkça ülke çıkarlarını başka yerde arıyordu. Kendisine milliyetçiyim diyen hanımefendi de S-400’leri sarayı korumak için alıyor demişti. Ne diyor Yunanistan generali buradan üç füze atarak köprüleri yıkarız. Hadi buyrun hava savunma sisteminiz yoksa nasıl karşılık vereceksiniz.

      Ege’de sular ısınmaya başladı. Miçotakis’le görüşmede varılan mutabakat ABD’nin müdahalesiyle çığırından çıktı. Türkiye’nin Ege’deki çıkarlarını korumaya kalkışması başta Yunanistan’ı panikletirken, içerde de Erdoğan’ın monşerler diye hitap ettiği bazı kişilerden sesler gelmeye başladı. Yunanistan’ın eski Başbakanı Çipras “Tahriklerin artması için bir neden yok, özellikle Ege’nin her iki tarafının da istikrar ve barışa ihtiyaç duyduğu bir dönemde” diye açıklama yaparken,  uzun yıllar büyükelçi olarak görev yapan CHP üyesi Yalım Eralp, Lozan’ı kastederek “Çok iddialar var adaların egemenliği şartı verildi şeklinde. Böyle bir şey yok. 3binin dışındaki adalar Yunanistan’ındır” diyerek yunan tezlerini savunuyor.   İstanbul’un sorunlarını çözemeyen İmamoğlu  yunanlı dostlarına sözde barış adına destek sunuyor.. “ Sesimiz, savaş isteyenlerin seslerini bastırsın. Kendimiz için ne istiyorsak komşumuz için de aynısını isteyelim” Savaşı kim istiyor İmamoğlu? Savaş istemiyorsan önce adaları silahlandıran ve topraklarına 8-9 tane ABD üssü kurduran  Yunanlı dostlarına tek bir sözün yok mu? İşte Erdoğan ülke çıkarları yerine Batı’nın çıkarlarını savunanlara MONŞER diyor. Rahmetli Hasan Esat Işık Fransa Büyükelçisi iken Ermeni anıtı dikilirken Fransa’yı terk ediyor. İşte buna diplomatlara şapka çıkartılır.

                 NATO HAYRANLARI

     İsveç ve Finlandiya’nın Nato’ya girişine veto konulunca, daha düne kadar sözde Nato’ya karşıyım diyen sözde antiemperyalistler Erdoğan’ın politikasını karalamaya çalışıyorlar. Neymiş, İsveç ve Finlandiya’dan para koparmak için yapıyormuş. İnsan biraz utanır ya! Bazıları da dur bakalım Branson olayı gibi olacak diye Türkiye’nin PKK kartını kullanmasını destek yerine köstek oluyorlar. Aslında bu tavır Nato’nun baş aktörlerine yöneliktir. Sırası gelince onlara da gösterilecektir acele etme. Son günlerde Millet İttifakı’nın HDP’ye yaranma politikası sonucunda PKK ve HDP eylemlerinin Kadıköy’e kadar taşınması ve HDP milletvekilinin polise yumruk atmasına kadar cesaret göstermesi hayra alamet değil, aman dikkat bu ülkenin başına bir şey gelirse ben masumum deme hakkınız yok, bunu da bilesiniz.

                   GÜNÜN FOTOĞRAFI

    Bazı konuları anlatmaya kalksan sayfalarca yazı yazman gerekir. Oysa bir fotoğraf karesiyle buna gerek duymadan her şeyi apaçık anlatırsın. Bu fotoğraf Ankara sel altındayken İmamoğlu’na nisbet yaparcasına Mansur Yavaş Eskişehir’de belediye başkanları toplantısındaymış. Ankara sel haberini TV’nin Eskişehir muhabiri gibi duyuruda bulunuyor. Oysa Eskişehir Ankara arası çok kısa 1-2 saatte Ankara’ya ulaşabilir, selde zarar gören vatandaşın yanında olabilirdi. Siyaset adamlığı böyle zamanlarda böyle olur. Birisi İstanbul kar altındayken İngiliz Elçisiyle yemek yiyor, diğeri Ankara’yı sel götürürken Eskişehir’de toplantı yapıyor. İşte bu çapsızlığı ortaya seren fotoğraf devreye giriyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara’da sel baskını olunca gerçi her olayda olduğu gibi yağmurluğunu takıp, çizmelerini giyerek olay mahallinde vatandaşlarla beraber oluyor. O sırada Mansur Yavaş’ı ziyaret ediyor. Soylu’nun ayağında çizmeler, kot pantolunu yarı beline kadar ıslak bir vaziyette iken, yanı başındaki Yavaş ise takım elbiseli grand tuvaletli bir vaziyette Soylu’nun sel hakkındaki açıklamalarını dinliyor. Fotoğraf Mansur Yavaş’ın cilalarını söküp atıyor. Yandaşları yıllardır Yavaş’ı çok çalışıyor diye allayıp pulladılar. Ama takke düştü kel göründü. Zavallı eski bir bakan TV yayınında diyecek bir şey bulamadığından “ama onunda ayakkabıları bottu” diyerek düştüğü acizliği sergiliyordu.Kalın Sağlıcakla.

     

    

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Akbacak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzcenin Sesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzcenin Sesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Düzcenin Sesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzcenin Sesi değil haberi geçen ajanstır.