Eğitimde ne durumdayız?

Eski yıllarda usta-çırak ilişkisi vardı. Okula giden bir çocuk 5. sınıftan mezun olduktan sonra ister ortaokul, lise veya üniversiteye gider, isterse meslek öğrenmek için sanayi çarşısına, berber, ayakkabıcı veya herhangi bir meslek erbabının yanına giderdi.

 Usta-Çırak ilişkisine bir örnek vermek gerekirse; Ayakkabıcı yanına çırak olarak giren bir çocuk dükkana ustasından sonra gelemezdi. Eğer dükkanın anahtarı ustasındaysa çırak, ustadan önce dükkanın önüne gelir ve ustasını beklerdi. Anahtar çırakta veya kalfadaysa çırak veya kalfa ustadan önce gelir dükkanı açar temizliğini yapar ustasını beklerdi. Ustasından sonra dükkana giren çırak veya kalfa o gün ustası tarafından ya azarlanır ya da o çırak veya kalfa, azar işitmemek için o gün dükkana girmezdi ama anne-baba korkusundan eve de gidemezdi… yapılan yanlış mıydı doğru muydu tartışılır. Bugün her şey belli kurallar dahilinde, devlet gözetiminde yapıldığı halde maalesef ne doğru dürüst çırak, kalfa ne de usta yetişiyor. Yetişiyorsa da çok az olduğu kanaatindeyim.

*** 

Günümüzdeki öğretmen-öğrenci ilişkileri; Bugünün eğitiminde öğrenciler eskisi gibi önlük giymiyor okuluna istediği kıyafetle gidiyorlar. Öğretmenler eskiden olduğu gibi çocuklar yaramazlık yaptıklarında dayak atmaz, öğrencilere psikolojileri bozulur diye seslerini dahi yükseltmez. Saçın büyümüş tıraş ol, ayakkabının boyası eskimiş ayakkabını boya veya boyat yok demez. Öğrencinin saçları büyümüşse, saçların biraz fazla uzamış tıraş olursan iyi olur, ayakkabısının boyası çıkmışsa ayakkabını boyatsan iyi olur, elbisesinde uygunsuz bir durum varsa elbisene dikkat et gibi daha farklı ve daha yumuşak ifadelerle çocuklar uyarılır.

 Okul bahçesinde çocuklar oyun oynarken nöbetçi öğretmen uygunsuz hareket eden çocukları münasip bir şekilde uyarmak zorundadır. Aksi halde çocukların gözünde öğretmen, bahçede bile eğlenmemize karşı çıkıyor durumuna düşebilir. Çocuklar teneffüslerde kantinden soğuk bir meşrubat alıp içtiğinde öğretmen haklı olarak dikkat edin, soğuk içmeyin, hasta olursunuz, annenizi, babanızı ve bizi de üzersiniz diye münasip bir şekilde uyarmak durumundadır. Aksi halde öğretmen, çocukların meşrubat içmesine karşı çıkıyor durumuna düşer ve aileleri tarafından suçlu pozisyona sokulabilir.

 Geçenlerde vatandaşın birisi şöyle bir anekdot anlatmıştı. Bir gün öğlen ezanı okunmadan 5 dakika önce mahalledeki camiye arkadaş ile birlikte girdik. Arkamızdan da çocuk yaşlarında birisi camiye geldi ve uygun bir yere oturdu. Bu delikanlıyı camide görünce çok hoşlandık ve kendisini tanımak için yanına gittik. Delikanlıya birkaç soru sorduk hiç oralı bile olmadı. Bize, adeta neden soru soruyorsunuz, siz kimsiniz der gibi bir bakış attı!

 Bugünün çocuklarının birçoğuna maalesef laf söylenmiyor. Elindeki çöpü ortalığa atan bir çocuğa niçin çöp kutusuna atmıyorsun bile denilemiyor. Dediğiniz zaman çocuk size çok rahat bir şekilde dikilebiliyor.

 Hali hazırda okullarda uygulanan eğitimin ne durumda olduğu, eksik yönlerinin olup olmadığı işin asıl mutfağında olan okul idaresi, öğretmen veya diğer çalışanlara ne kadar soruluyor bilemem. Memnuniyet durumu ile ilgili herhangi bir anket yapılıyor mu onu da bilemem?  Hali hazırdaki eğitimden olan memnuniyet durumu somut bir şekilde tespit edilmişse, memnuniyet durumu yüzde olarak iyi ise problem yok iyi yoldayız demektir. Eğer iyi değilse problemin öğretmenlerden mi, idarecilerden mi, velilerden mi, sistemden mi kaynaklandığını araştırmak gerekmez mi?

***

Bir de Fatih Sultan Mehmet Han’ın yetiştiği dönemdeki eğitim sistemine bakalım.

 Fatih, çocukluğunda çok yaramazdı. Sultan II. Murat, genç şehzadesinin eğitimi için Molla Yegân, Molla Fenari ve Molla Ayas gibi muhteşem âlimleri düşünüyordu. Ancak bu haşarı şehzadeyle uğraşmak, on medrese yönetmekten zor olacağından, “Acaba onu kim yola getirebilir?” diye düşünürken, gözünde Molla Gürani’nin siması belirdi. Padişah, Molla Gürani Hazretleri’ne Fatih’i eğitimi için yollarken “Eti de senin, kemiği de. O bundan böyle senin oğlun. Var bildiğin gibi işle!” dedi.

 Molla Gürani Manisa’ya vardığı saatte şehzadeyi derse çağırdı. Çevredeki herkese, hizmet görenlere bile itibar ederken, geleceğin sultanını görmezden geliyordu! Talebesine sıradan biri gibi davranarak, “Otur!” dedi, sonra “Hayır oraya değil, şuraya!” diye ikaz etti. O güne kadar emretmeye alışan şehzade şaşırdı. Belki de hayatında ilk kez diz çökmüştü.

 Yine de küçük şehzade Molla Gürani’nin verdiği ödevi tam yapmayınca Molla Gürani kaşlarını çattı, kafasını “olmadı” gibilerden sallayıp, bakışlarıyla azarladı. Fatih ilk defa böyle bir davranışla karşılaştığı için ağlamaklı oldu.

 Şehzade artık geceleri ödev yapmaya başlayıp, ezberlerini aksatmadı. Daha doğrusu aksatamadı. Ama bir gün geldi ve ilmin tadını aldı. Eski haşarılıklarından uzaklaştı. Çok değil üç beş ay sonra, Fatih bambaşka biriydi. Molla Gürani Fatih’e “Arapça ve Farsça bilmek yetmez. Düşmanlarının da lisanını öğrenmelisin!” dedi. Latince, Sırpça ve Rumca öğretildi. Küçük Mehmet Osmanlıca ve Fransızca da olmak üzere 7 lisan biliyordu.  Bu lisanları hem konuşup hem de yazıyordu.

 Molla Gürani lisan eğitimlerinin ardından şehzadeyi İtalyan asıllı Anconal Giriaco’nun önüne oturtup, Avrupa tarihini okuttururdu. Ayrıca aritmetiği, geometriyi, astronomiyi öğretti. Ufkunu açarak, inanç ve ideal aşıladı. Bir ara Manisa’ya gelen Sultan Murat, oğlunu tanıyamadı. Fatih görünüşte bir çocuktu, ama çok olgundu.

***

Vatanını, milletini, devletini, bayrağını, küçüklerini seven, büyüklerine saygı gösteren fertlerin yetişmesi için millet olarak, anne, baba, öğretmen, din adamı olarak hepimizin görevi vardır. Bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız. Kaçtığımız an Allah muhafaza etsin hepimizin sonu demektir. Hoşça kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhami Atasever - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzcenin Sesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzcenin Sesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Düzcenin Sesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzcenin Sesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Veli - Dilerim, bu yazıyı veliler başta olmak üzere;eğitimin başında olanlarda okur da hissedar olurlar inşâallah...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Ağustos 09:34