Eğitim, eğitim, eğitim!

Adab-ı muaşeret, görgü kuralları ne demek? Adap; iffet, ağırbaşlılık, söz ve davranışlarında ölçülü olma, iyi terbiye gibi manalara gelen edep kelimesinin çoğuludur. Muaşeret; birlikte yaşayıp iyi geçinme demektir. Adab-ı muaşeret ise; toplum içinde yaşayan insanın, birlikte bulunduğu diğer insanlarla uyum içerisinde yaşamasını sağlayacak davranış, usul ve şekillerine denir. Adab-ı muaşeret kurallarını toplumdaki fertlerin örf ve adetleri, inançları belirler. Dolayısıyla adab-ı muaşeret, ‘görgü kuralları’ demektir. Görgü kuralları, insanlar arasındaki ilişkileri, karşılıklı sevgi, saygı ilkesi çerçevesinde düzenleyen kurallardır. Görgü kurallarının pratikteki amacı; İnsanlar arası ilişkilerde karışıklığı, düzensizliği ve keyfiliği en aza indirerek gündelik hayatı kolaylaştırmaktır. Görgü kurallarının amacı, insanlar arasında saygı çizgisini muhafaza etmektir.

Her milletin dini inançlarından, örf ve adetlerinden doğan görgü kuralları vardır. İnsanların birlikte ve huzur içinde yaşayabilmeleri, görgü kurallarına titizlikle uymaları ile mümkündür. Bu kurallara uymayanlar başkaları tarafından kınanır ve hor görülürler. Çevrelerindeki insanların sevgisinden uzak bir hayat geçirmek zorunda kalır, toplumun dışına itilirler.

Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan ‘adabımuaşeret’ ve ‘görgü kuralları nezaket’ dersleri müfredatı, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onayından geçti ve adı geçen bu dersler MEB okullarında müfredat kapsamına alındı. Bakanlık, dersin adını pedagojik uygunluk açısından liselerde ‘adabımuaşeret’, ortaokullarda ise ‘görgü kuralları ve nezaket’ olarak belirledi. Bu ders tüm okullarımızda seçmeli değil, zorunlu ders olarak okutulmalıdır! 

***

Günümüz öğrencileri okula servis araçlarıyla, özel araçlarla, cep telefonlarını da beraberinde alarak gidiyorlar. Öğrenciler okul çantasında kalem, defter, silgi, kitap vb. her türlü materyali tamam olarak gidiyor. Öğlen vakti okula yemeği önüne geliyor. Bazı anneler okula çocuğunu doyurmaya bile gidiyor. Okulda akıllı tahtalar var, eskisi gibi tebeşir tozu yutmak yok. Test kitapları var, soruları yazmak yok, sadece işaretlemek var. İnternet kullanımı nedeniyle kitap ve ansiklopediyi ele alıp okumak da yok, kopyala yapıştır var. Üretim yok, el becerisi yok çünkü hazır çizilmiş resim veya hazır materyaller var. Anne, baba bütün aile hep birlikte çocuğun arkasındayız. Çocuklarımız zeki ama zekasını ne derece kullanıp kullanamadığının bile pek farkında değiliz. Çocuklar evde de okulda da çok rahatlar...

İyi güzel ama çocuk okulda mesela; arkadaşı ile kavga yaptığı, bahçede oyun oynarken kurallara uymadığı zaman öğretmen öğrenciyi uyardığında problem çıkıyor. Öğrenci eve gittiğinde öğretmenini anne-babasına şikayet ettiğinde tepki maalesef çok farklı oluyor. Öğrencinin sırada oturmasına bile karışamıyorsunuz, öğretmenine karşı sen bana karışamazsın, emredemezsin vb. gibi karşı çıkışlar olabiliyor. Her şey çocukların emrinde ama çocuklarda da, öğretmenlerde de kendilerine karşı veliler tarafından gösterilen olumsuz davranışlar (kavga, hadsiz eleştiri,  şikayet vb.) nedeniyle motivasyon kaybı oluşuyor.

Okullarımız fiziksel dönüşüm anlamında son derece donanımlı ve bu konuda herhangi bir sıkıntı yok! Eğitimle ilgili çok güzel kitaplar yazılmış. Öğretim, Yönetim, Öğrenci Kişilik Hizmetleri, Sosyal Yardım Hizmetleri, Özel Eğitim ve Özel Yetiştirme Hizmetleri, Sosyal-kültürel Hizmetler, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri vb. kitaplar yazılmış. Eyvallah. İyi tamamda bu güzelliklerin olumlu sonuçlarını maalesef sahada göremiyoruz!

Öğretimimiz de aynı. Mesela; 60 yıl önce ortaokul, lise ve üniversitede İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça derslerini görüyorduk ve bu dilleri o yıllarda öğrenememiştik. 60 yıl sonra bugün de yine çoğunluk olarak bu dilleri öğrenemiyoruz. Neden? Eğitim ve öğretimde, kusura bakılmasın ama ideal anlamda bir değişim ve dönüşüm bir türlü yapılamadı. Olduğumuz yerde dönüp duruyoruz. Nasıl düzelecek bu iş?

***

Fatih Sultan çocukluğunda çok yaramazdı. Sultan II. Murat, genç şehzadesinin eğitimi için Molla Yegan, Molla Fenari ve Molla Ayas gibi muhteşem alimleri düşünüyordu. Ancak bu haşarı şehzadeyle uğraşmak, on medrese yönetmekten zor olacağından, “Acaba onu kim yola getirebilir?” diye düşünürken, gözünde Molla Gürani’nin siması belirdi. Padişah, Molla Gürani Hazretleri’ne Fatih’i, eğitimi için yollarken “Eti de senin, kemiği de. O bundan böyle senin oğlun. Var bildiğin gibi işle!” dedi.

Molla Gürani Manisa’ya vardığı saatte şehzadeyi derse çağırdı. Çevredeki herkese, hizmet görenlere bile itibar ederken, geleceğin sultanını görmezden geliyordu! Talebesine sıradan biri gibi davranarak, “Otur!” dedi, sonra “Hayır oraya değil, şuraya!” diye ikaz etti. O güne kadar emretmeye alışan şehzade şaşırdı. Belki de hayatında ilk kez diz çökmüştü. Yine de küçük şehzade Molla Gürani’nin verdiği ödevi tam yapmayınca Molla Gürani kaşlarını çattı, kafasını “olmadı” gibilerden sallayıp, bakışlarıyla azarladı. Fatih ilk defa böyle bir davranışla karşılaştığı için ağlamaklı oldu.

Şehzade artık geceleri ödev yapmaya başlayıp, ezberlerini aksatmadı. Daha doğrusu aksatamadı. Ama bir gün geldi ve ilmin tadını aldı. Eski haşarılıklarından uzaklaştı. Çok değil üç beş ay sonra, Fatih bambaşka biriydi. Molla Gürani Fatih’e “Arapça ve Farsça bilmek yetmez. Düşmanlarının da lisanını öğrenmelisin!” dedi. Latince, Sırpça ve Rumca öğretildi. Küçük Mehmet Osmanlıca ve Fransızca da olmak üzere genç yaşında 7 lisan biliyordu. Bu lisanları hem konuşup hem de yazıyordu.

Molla Gürani lisan eğitimlerinin ardından şehzadeyi İtalyan asıllı Anconal Giriaco’nun önüne oturtup, Avrupa tarihini okuttururdu. Ayrıca aritmetiği, geometriyi, astronomiyi öğretti. Ufkunu açarak, inanç ve ideal aşıladı. Bir ara Manisa’ya gelen Sultan Murat, oğlunu tanıyamadı. Fatih görünüşte bir çocuktu, ama çok olgundu…

***

Yaklaşık 600 yıl önce Çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet zamanındaki eğitim-öğretimi hayal edelim bir de bugünkü eğitim-öğretimi değerlendirelim. Bugün bir öğretmen çocuğa dokunamıyor, yaptığı bir yanlışı bile belki söylemeye çekiniyor ama Fatih Sultan Mehmet’i hocası, babasının yanında azarlayabiliyordu! Eğitim kurumları ve eğitimciler bu konuda kendisini sigaya çekmelidir. Ne dersiniz? Hoşça kalın.   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhami Atasever - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzcenin Sesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzcenin Sesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzcenin Sesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzcenin Sesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Diyarbakırlı Fırat - Hocam Fatih in hocası Molla Gurani aslen Diyarbakır ın Ergani ilçesinden dir . Doğduğu köy halen vardır ve adı Guran dır ( Kürtçe Kurtlar demektir ) bazı kaynaklarda onun zaman zaman Fatih in şımarık tavırlarına Haydarla ( sopa ile ) karşılık verdiği anlatılır. Fatih Trabzon Rum Pontus u aldığında ahalinin İslamlaşması görevini de Molla Güraniye vermiş o da doğu ve güneydoğuda ne kadar medrese alimi molla varsa hepsini Trabzon un Of ilçesine toplamış ve oradan halk irşad edilmiştir . Ben şahsen zarar vermeyecek kadar dayak yanlısıyım , bu görüşü başıma gelen bazı olaylarla anlatınca ne hikmetse bana herkes katılıyorlar . Bu başıma gelen olayları buradan paylaşmak isterdim , ama pek mümkün değil.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Ocak 22:41
01

Ali̇ Demi̇r - Eğitim öğretimin yavaş yavaş çöktüğünü görmek öğretmenlerin aciz çaresiz kaldığını görmek saygı ve sevginin tükendiğini görmek.....beni derinden yaralıyor. Uzun söze ne hacet. Daha ne diyeyim ki...

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 29 Ocak 14:49