Mü’min, mü’minin aynasıdır/güven veren, güvendiğinde kendini görendir. (sûnen, ebu davud, 4/280 hn.4918)

İnsan, sadece yeyip içen… beden ve can taşıyan bir varlık mıdır? Yoksa aklı, iradesi, vicdanı, fıtratı, bilgi-bilinç ve düşüncesi, karar, yorum ve ifade edebilme yeteneği olan aklı hür, vicdanı hür, fikir ve ifadesinde özgür ruh sahibi bir varlık ve bir şaheser midir?

Eğer insanda düşünce ve ifade özgürlüğü varsa, ruhu diridir, aktiftir, ruhu da kendi de yaşamaktadır. Aksi halde ölmüş ruhunu taşıyan iki ayaklı tabut gibidir. Oysa insan bedeni mutlak ölümlüdür ama fikirleri hiçbir zaman ölmez. İnsana bu ölümsüz salih ameli, miras bırakacak olan da, ifade özgürlüğüdür.

Öyleyse birbirimizin fikrinden, kanaat ve kararından, görüş ve yorumundan korkmayalım. Bırakalım fikirler çarpışsın, müzakere ve münazaralar ile yarışsın ve sonuçta hakikat ortaya çıksın. “müsademe-i efkârdan, bârika-i hakikat çıkar/Fikirlerin çarpışmasından gerçeğin kıvılcımları, hakikatin güneşi doğar.” Eyvallah… varsa çürükleri de elensin ve dökülsün.

Hem bizler niçin hepimiz aynı fikirde olalım? Hangimiz birbirimizin kopyası? Yoo… milyarlarca insanoğlunun DNA’sı, RNA’sı, göz retinası, sesi, yürüyüşü vs. her bir şeyi farklı farklıdır. Farklılık, Allah’ın yasasıdır. Öyle ise fikirlerimiz de, görüşlerimiz de, yorum ve kararlarımız da zenginleşsin, üresin ve gelişsin.

Düşünceye gem vurmak, sözün gücünü, gücün sözüyle bastırmak, rüzgâra set çekmekten, duvar örmekten daha zordur. Zira düşünce özgürlüğü ve ifade hürriyeti Rabbimizin hayatımıza attığı bir formattır, bir değerdir.

“Sözün hepsini dinlerler de içinden en güzeline uyarlar. İşte Allah’ın kendilerine gösterdiği doğru yola girenler ve akıl, iz’an, vicdan sahibi olanlar bunlardır.” (Zümer, 39/18) İnsanların en akıllıları, ilahi değerleri ve başkalarının fikirlerini en çok dinleyenlerdir. Başkalarının fikirlerini dinlemek mutlak itaat etmek değildir, hatta olmamalıdır da. Bilakis “Görüşlerine katılmıyorum ama, fikirlerini ifade edebilme özgürlüğünü ölümüne savunuyorum.” diyebilmelidir ki bilgi, ilim ve fikrin emeğine saygı gösterebilmiş olsun.

Bütün insanî ve ahlâkî değerlerde hiç şüphesiz İslam, en iyisi ama biz, en iyisi değiliz. Eleştirel düşüncede hazımsız, sabırsız ve saygısız davranabiliyoruz. Fikre fikirle, hüccet ve delille, yumuşak ve tatlı dille ikna metodunu önceleyecek yerde, dil kılıcını sıyırıp kalemi kırıp hakaret, iftira, karalama, aşağılama, itibarsızlaştırma, iğneleme, laf sokma hatta tekfir etme/kâfirleştirme gibi tehdit ve şiddet maalesef mesleğimiz olmuş. Oysa eleştiri, yol bulmak, yol göstermek içindir.

Lütfen nebevî ahlâk, hayatımız olsun. Kendimize ağır geleni başkasına yapmayalım. Bize nasıl davranılmasını istiyorsak bizde başkalarına öyle davranalım. İşte eşsiz ve eskimez nebevi ilke: “Kendin için istediğini, insan kardeşin için de istemedikçe sizler mü’min/güvenilir iyi insan olmazsınız.” (Buhari, 1/12 hn.13)

Öyleyse hadi birbirimize ayna olalım, aydınlatalım. Eleştirilerimiz fikri denetim ve özdenetimimiz olsun birbirimizi tamamlasın. Ve eleştirimiz birbirimize armağan olsun inşallah. Zira mü’min, mü’minin aynasıdır/yüz akıdır, duasıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nuri Çalışkan - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzcenin Sesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzcenin Sesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Düzcenin Sesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzcenin Sesi değil haberi geçen ajanstır.