Son günlerin gündemi pahalılık!

Çarşıda, pazarda yapılan alışverişlerde hepimizin yaşadığı ve canımızı sıkan şey hayat pahalılığı. Efendim Pandemi dedik, Rusya-Ukrayna savaşı dedik, petroldeki artış dedik vs. vs.

Hayat pahalılığında petrole dayalı bazı ürünlerde fiyat artışı olabilir. Petrol kaynaklı ürünlerde etiketlerin yüksek olmasını anlarım. Ama petrol ürünü olmayan patates, soğan, ıspanak, pırasa, turp, çükündür, karnabahar, brokoli, marul, maydanoz, mantar vb. sebze fiyatlarının sadece nakliye ücretlerinin artışından kaynaklanan 100’de 100, 200, 300, 400, 500 artışını anlayamam. Dolayısıyla fiyatların çok hızlı ve sürekli artışından herkes gibi ben de bizarım. 

Bir şeyi anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Geçtiğimiz günlerde market alışverişi için bir markete girmiştim. Markette bir patlıcan kasası gördüm içindeki patlıcanlar pırıl pırıl. Belli ki kasa yeni açılmış. Üzerindeki etikette 40 tl. yazıyor. Aynı markete 3 gün sonra tekrar gittim patlıcan kasası aynı yerinde duruyor. Fiyat yine 40 tl. Aradaki fark şu; Üç gün önce gördüğüm patlıcanların parlaklığı gitmiş, rengi solmuş, tozlanmış, buruşmaya başlamış ve bir tanecik olsun satılmamış! Aynı markette karnabahar 6.95 tl. Karnabaharı elime aldım baktım, inceledim çürük yok, eskiden kalmış bir hali de yok. Yine aynı markette soğan 5.95 tl. Portakal 690, elma 6.90 tl. Görüntüleri pek de fena değil. Hatta ucuzlamış diye portakal ve elma da aldım.

Aynı gün bir başka markete gittim karnabahar 14.95 tl. O karnabaharı da elime aldım baktım inceledim markete yeni gelmiş bir durumu yok. Aradaki fark nedir anlayamadım. Yine aynı markette önceki markete göre soğan 4.90 tl. Yani daha ucuz ve soğan önceki marketteki soğandan daha güzel. Fiyat farklılıklarının ve çarpıklığının hangi birsini yazayım ki.

Aldığım portakal ve elmalardan birer tane iftardan sonra kestim belli ki her ikisinin de zamanı geçmiş. Üç beş gün sonra ucuzlasa ne olacak ki. Tadı yok, tuzu yok. Belli bir zaman sonra bedava da verseniz kimse almayacak. 

Merak ettiğim şey şu: Domates, biber, salatalık, taze fasulyedeki durum da patlıcandaki durumdan pek farklı değil. Vatandaş pahalı olduğu için almıyor veya alamıyor. Peki sonra ne oluyor o domates, biber, salatalık, patlıcanlar? Satılmayınca, alan olmayınca çürümeye yüz tutuyor ve muhtemelen atılıyor.

Birkaç gün önce bir TV kanalında kasa kasa domateslerin, biberlerin, salatalıkların, patlıcanların suya veya göle nasıl atıldığını gördüm. Bir ilimizde vatandaşın biri 40 ton soğanı çürüdüğü için atmak zorunda kalmış onu da gördüm. Bu şekilde davrananların ne karı var bu işten? Bunu anlamakta gerçekten zorlanıyorum!

Eskiden pazarcılar, manavlar, marketler çürümeye yüz tutmuş sebze ve meyveleri atmazlardı, onları fakir fukaralara verirlerdi, şimdi maalesef o duygularımız da körelmiş.

Pazarcılıksa, manavcılıksa, HALcilikse geçmişte bizler de yaptık bu işleri. Akşama doğru elimizdeki sebze ve meyveler yarına kalmasın, çürümesin diye ucuzlatıyorduk. Aldığımız fiyata bile sattığımız oluyordu. Bundan daha doğal ne olabilirdi ki? 

Hali hazırdaki pahalılığın ne pazarcı, ne marketçi, ne de bilinen HALci mantığı olduğuna inanmıyorum. Çünkü bilinen bir gerçek vardır ki “para sürümden kazanılır.” Üreten için de, satan için de, tüketen için de bu mantık geçerlidir. Yaklaşık üç aydan beri dövizde artış yok. Bu pahalılık neden? Bu işte bir gariplik var. Bu işin içinde başka bir iş var gibi geliyor bana.

Herhalde günümüzdeki pazarcılık, manavcılık, HALcilik mantığı değişmiş! Sebze ve meyveler şimdi çürümüyor demek ki!  Yoksa bu işin içinde bir bit yeniği mi var?!

Manav reyonundaki fiyatlara göre 4250 tl. alan asgari ücret çalışanı nasıl geçinir, karnını nasıl doyurur bilemem. Ama bildiğim bir şey var o da şu; Sorumluluk makamında olanlar bu gidişatın düzeltilmesi için kendilerini çok daha fazla zorlamalıdırlar. Hayat pahallılığından nemalananlar varsa bilsinler ki onlar da bu işten zarar görürler. Hepimiz bu geminin içindeyiz. İçinde bulunduğumuz gemi batarsa hepimiz batarız. Hiç kimse kusura bakmasın bu işin iktidarı, muhalefeti olmaz.

"Hak sillesinin sedası yoktur. Bir vurdu mu, devası yoktur." İnşallah bu devasız duruma düşmeyiz! Hoşça kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhami Atasever - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzcenin Sesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzcenin Sesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Düzcenin Sesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzcenin Sesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Garip Tüketici - Hocam çok güzel yazmışsınız. Patates, soğan vb sebzeler de ilaç ve gübre ile alakalı olduğu için petrol fiyatlarından bağımsız değil. İşinin aslı ahlaken sıkıntılıyız. Adalet işlemeli.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 13 Nisan 14:51