• 29.11.2021
  • 363
  • 3

Son iki haftadır Türkiye’de daha önce de yaşanan dolar artışındaki dalgalanmalar, muhalefeti bayağı hareketlendirdi. Buna karşılık başta Erdoğan olmak üzere ekonominin  kurmayları soğukkanlı bir şekilde olayı takip ediyorlar. Bugüne kadar yaşanan krizlerden muhalefet ellerini oğuştururken iktidar yani Erdoğan her zaman kazançlı çıkmıştır. 2007’deki e- Muhtıra’yı destekleyen, Gezi Kalkışmasında başrol oynayan, 17-25 Aralık’da bu sefer oldu diyen, 15 Temmuz’da görev bekleyen velhasılı kelam tüm krizlerde Türkiye’nin yanında olması gerekirken sırf iktidarı zor durumda bırakayım derken seçmenle karşı karşıya kalmıştır. Son olarak dolardaki artışa bakarak hükümeti istifaya çağırması, HDP’li Demirtaş’ın  daha doğrusu Duran Kalkan’ın direktifiyle ortak mitingler yapma kararı bu çıkmaz politikaların tekrarından ibarettir.

    Erdoğan son açıklamasında yüksek faiz, düşük kur politikalarına karşıyım diyerek açıkça tavrını ortaya koydu. Daha önceleri doların yükselişini önlemek için faizler artırılırdı. Dışardan alınan borçlarla biraz rahatlardık ve daha sonra faizlerin yükünü çalışan insanların sırtına yüklenirdi. Bu ülke yıllarca ‘IMF’ye Hayır’ diyerek bu faizci politikalara karşı çıktı. 2013’de İMF defterini kapattık. Bu duruma  dışardan ve içerden rahatsız olanlar oldu.  Hatta biri CHP’li, diğeri İ.P’li iki ekonomiden sorumlu yöneticinin  gizlice IMF’yle görüştükleri ortaya çıktı.

    ‘Artık ülkemiz ekonomisinin kronik hastalıklarını azaltma değil tedavi etme aşamasına geçtik’ diyor Erdoğan..

       Tabi bu arada dar gelirli, emekli, ücretliler  fiyatların yüksekliğinden çok etkilendiler. İhracatın 216 milyar dolara çıkması, üretimin ve istihdamın artmasıyla 2022 yılının bahar aylarında bu kesimlere önemli kaynaklar aktarılarak rahatlama sağlanacağını ve ekonomide vesayetten kurtulup bağımsızlığına kavuşacağımız belirtiliyor. Son anket çalışmasında deneklere bu ekonomik sorunu kim çözer sorusuna %60’ı iktidar çözer demişler.

                       BAE’LİĞİ DE NERDEN ÇIKTI

        2011 Arap Baharı’ndan bu yana başta S. Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleriyle ilişkilerimiz hiç de iç açıcı değildi. Hatta 15 Temmuz Darbe Kalkışması’nın ve içerdeki medyanın bir kısmının finansörü olarak BAE’likleri gösterildi. Bir takım mafya liderlerine ev sahipliği de yaptı. Doğu Akdeniz konusunda Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi,İsrail ve Mısır’la birlikte olup Türkiye karşısında yer aldı. Tüm bunlardan sonra  Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayed Türkiye’ye gelerek 10 Milyar dolar tutarında  andlaşmalara imza atılarak yeni bir döneme girildi.

      Muhalefet partileri ve onların basındaki fondaşları ne yapacaklarını bilemediler. Tabii haliyle iktidara yüklenmeye başladılar. 15 Temmuz Darbesine destek vermekten tutunda,  Doğu Akdeniz’de bize karşı düşmanca tavır alan bu ülkeyle andlaşma olur muymuş?. Bak sen! Darbeye kontrollü darbe de, Tiyatro de şimdide darbe karşıtı olarak BAE’liklerine tavır koy.. Peki bu ABD, Almanya, Yunanistan ve diğer batılı ülkeler darbeye destek vermediler mi?. Verdiler. Peki Biden’dan demokrasi yardımı isteyen siz değil misiniz. Bu ülkelerin büyük elçilerine mektup yazarak ‘ülkede can ve mal güvenliği yok’ diyen siz değil misiniz?