• 6.12.2021
  • 244

Her ayın son günlerinde ülkenin sorunlarını görüşmek için sivil ve askeri üyelerden oluşan MGK toplanır, alınan kararlar hükümete tavsiye olarak sunulur. Son anayasa değişikliğine kadar kurulda askeri üyeler çoğunluğu teşkil ediyordu. Bugün ise sivil üyeler çoğunlukta..

     Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında alınan kararlar dört gözle beklenir. Ülkenin siyasi gidişi orada belirlenirdi. Genelde de askerlerin istediği kararlar çıkardı. Ülkeyi yöneten ve sorumluluk siyasilerde olmasına karşın askeri vesayetin ağırlığı her zaman ön planda idi. Hiç unutmam 28 Şubat’ta Post-Modern Darbe adı verilen kararların alındığı MGK’lu 8 saat sürmüş alınan kararlar ülke için dönüm noktası olmuşdu. Türkiye yeni bir karanlık döneme sokulmaya başlanmıştı. Rahmetli Başbakan Necmettin Erbakan bulgur bulgur terlemişti. Çünkü İmam- Hatip okullarının ve Kuran Kurslarının kapatılması için kararlar alınmıştı. Süreç Erbakan hükümetinin yıkılmasına kadar sürmüştü.

     En son 25 Kasım günü toplanan MGK’da yine önemli kararlar alındı. Basına açıklanan kararların özeti; “Türkiye’nin inşa ettiği sağlam alt yapı üzerinde, hedeflerine uygun şekilde yatırım, istihdam ve ihracat odaklı ekonomi politikalarını hayata geçirme sürecinde karşılaştığı ve karşılaşabileceği sınamalar ile tehditler değerlendirilmiş, cumhuriyetimizin 100.yılına her alanda olduğu gibi iktisadi olarak da güçlü şekilde ulaşma kararlılığı teyit edilmiştir”. Bu karar üzerinde spekülasyon yapmanın bir anlamı var mı?. Fakat bu karardan Kılıçdaroğlu rahatsız olmuş.  Bakın ne diyor; “ Erdoğan yanlış politikalarında ısrar ediyor, kararlılık gösteriyor. Halk bedel ödüyor. Şimdi askerleri bu yanlışın faturasına ortak etti” diyerek Erdoğan’la askeri karşı karşıya getirme derdinde.. MGK, yalnız güvenlik konularında değil, siyasal, kültürel, sosyolojik, dış politika ve ekonomi konularında da kararlar alır. MGK’da hükümeti suçlayan kararlar alınsaydı, zil takıp oynayacaktı anlaşılan.. Nerde eski Milli Güvenlik Kurulları diye ah vah ediyor. Kılıçdaroğlu köprülerin altından çok suların geçtiğinin farkında değil galiba..Ekonomi konusunda projesi olmayan muhalefet bazen dış sermaye çevrelerine yatırım yapmayın çağrısı yapıyor, büyükelçilere mektup yazıyor, insanları sokağa çekmeye çalışıyor, eski alışkanlıkları gereği askeri kışkırtmaya çalışıyor. Demirtaş miting yapın diyor Kılıçdaroğlu yapalım diye anında cevap veriyor. Demirtaş’a emri verenin Kandil baronları olduğunu da hatırlatmak isterim.

                 GERÇEKTEN YALNIZMIŞ!

    AK Parti hükümetlerinde Dışişleri, Ekonomi gibi bakanlıklarda 16 yıl görev yapmış birisi kalkıyor. Benim zamanımda ekonomi  iyi yönetiliyordu, benim zamanımda istişareler çok iyi yapılıyordu diyor. Kendini tutamayıp Gezi olaylarındaki Erdoğan’ın tavrına ben dahil bakanların tamamı karşı çıkmıştık, lakin onu kararından vazgeçiremedik diyor. Uyanık gazeteci; madem öyle Gezi’den sonra AK Parti’den ayrılmak için 6 yıl niye bekledin diyerek verilen pası 90’a takıyor. Millet ittifakına yaranmak için söyledikleri her söz kendi kişiliklerinin kodlarını veriyor. Ve ne kadar ‘kaliteli’ insanlarmış da Erdoğan kıymetini bilmemiş..

       Babacan’ın kurduğu DEVA Partisi’nin kurucularından olan Genel Başkan Yardımcısı Metin Gürcan casusluk suçlamasıyla tutuklandı. Bu habere tuz koştururcasına AK Parti’ye sövgüler başladı, neymiş adam muhalifmiş falan da filan. Ne zaman adam oluruz diye ahkam kesen adam da balıklama habere atlıyor. Hükümete saydırmaya başlıyor, o ara gazetesinin haber muhabiri Metin Gürcan dosyasını önüne koyuveriyor. Ertesi günü de yanıldım diye yazıyor. Altaylı sen yanılmadın, haberin doğru olup olmadığını öğrenmeden hükümete saldırmanın tam sırası diye okuyucularını yanılttın. Hem de bu kaçıncı yalanın insanın biraz utanması gerekmez mi?.

Deva Partisi’nin genel başkanı Babacan ise;  Metin Gürcan; devletin askeri, ekonomi ve siyasi bilgilerini aktarması karşılığında almasına karşı çıkmadığı gibi Gürcan’a da sahip çıkıyor. “ Emekli bir askerin devletin gizli belgelerine ulaşamayacağını” söylüyor. Casuslık yapması için devlette mi çalışması gerekiyor. Ayrıca bir yıldan bu yana takip edilen fotoğraflarla tesbit edilen evrak-para alışverişi varken partiden ihracı için ne bekleniyor. Kurucusu casuslukla suçlanan bir kişinin partisi iktidar olsa ne olur, Allah korusun!

 

     Eski Yeşilçam filmlerinde iyi insanlara karşı kötü emeller besleyen onları zor duruma sokmak isteyen ilk önceleri yüzünün gösterilmediği arka plandaki adamlar vardı. Filmin sonuna doğru olaylar geliştikçe bu kişinin kim olduğu ortaya çıkar, kendini savunurken türlü yalanlara başvurur. Sokaktan geldiğini, sevgisiz büyüdüğünü, yıllarca aç ve sefil yaşadığını anlatır. Bir nevi seyircinin merhamet duygularına hitap edilirdi. Benim bahsettiğim kişiler bunlar gibi değil.. Başbakanlık yapmış, Dışişleri Bakanı olmuş, kardeşim diye Cumhurbaşkanlığına getirilmiş. Bakıyorum geçen sefer adaylık konusunda teğet geçerken, bu sefer tekrar sahneye çıkıyor. Muhalefet parti liderleriyle saatlerce konuşuyor. Çıkışta da Cumhurbaşkanlığı konusu gündeme gelmedi diye gözümüze baka baka yalan söyleniyor. Hadi bakalım açıkça  bende adayım diye ortalığa çık, boyunun ölçüsünü öğrenelim, ne dersiniz.

 Bir tanesi de ben Erdoğan hakkında tek kelime olumsuz söz söylersem yüzüme tükürün derken, her gün salya sümük Erdoğan’dan ağlıyor.

     Erdoğan’dan bahsederken bana abi der diyen ise en son açıklamasında; “Erdoğan’a rakip olmayacağım diye içtihatta bulundum; beni fazla zorlamasınlar içtihatlar değişebilir” diye tehdit eden Bülent Arınç’ı aman zorlamayın yoksa Erdoğan’ı mahveder. Aman Bülent abi sen onların densizliğine aldırma, bakıyorsun senin yok dediğin Fetö’ye, Fetö terör örgütü falan diyorlar. Gerçi darbe yapıldıktan sonra ben ne kadar aptalmışım demiştin hatırlar mısın?.

       Bir zamanlar AK Parti’nin en üst düzeydeki kurullarında görev almış, devletin en üst makamlarında bulunmuş bu insanlar devletin en zor dönemlerinde Erdoğan’ı yalnız bırakmışlar. Sözde yıllarca AK Parti’ye ve onun siyasi misyonuna küfür edenlerle kolkola girip Erdoğan’a saldırıyorlar. Ankara savaşında Yıldırım Beyazıt’a bağlı beyler savaşın sonuna doğru Timurlenk’in safına geçip kendi ordusuna karşı savaşmışlar. 10 yıl süren Fetret devrini yaşatarak kardeş savaşına neden olmuşlardı. Sonunda Osmanlı beyliği toparlanıp imparatorluğunu kurmuş. Bu beyler de yüzyıllardır nefretle anılmış.

      Bende çoğu kimse gibi; Erdoğan’ın Gezi Kalkışmasında, 17-25 Aralık’da

ki yargı-polis darbesinde ben yalnız mücadele ediyorum derken inanmıyor, politika yapıyor diye anlıyorduk. Bugün baktığımızda gerçekten o günlerde yalnızmış. 15 Temmuz gecesi milyonları sokağa çağırdığında yalnız olmadığını görmüş. Buna karşılık yukarda bahsettiğim kişiler o gece uzun süre kafalarını çıkartamamış, ancak darbe başarısız olunca ortaya çıkmışlar. Kalın Sağlıcakla.