• 15.10.2021
  • 419

Hz. Rasulullah Kâbe’yi tavaf ederken Haceru’l-Esved’i selamlıyordu. Müşrikler “bizim tanrılarımızı da selamlamadıkça senin Kâbe’yi ziyaretine izin vermeyiz” dediler. Rasulullah kendi kendine “Kâbe’yi tavaf etmeme ve Haceru’l-Esved’i selamlamama engel olmamaları için tanrılarını da (gönülsüzce) selamlarsam bir sakıncası olmaz herhalde, tanrılarını sevmediğimi de Allah biliyor zaten” diye içinden geçirdi. Ama hemen ardından “YOL OLUR YAPMA! Neredeyse seni de tuzağa düşüreceklerdi…” ilahi uyarısını içeren ayeti hatırladı ve onların şartını ve teklifini anında reddetti. (Tefsiru’l-Vasît, Tantavî, 1/2660)


“Eğer Biz seni sağlam tutmamış olsaydık, belki de onlara biraz olsun eğilim gösterecektin (Eğer böyle bir şey yapsaydın) Biz de sana hayatın da, ölümün de acısını kat kat tattırırdık, sonra da Bize karşı sana yardım edecek kimseyi de bulamazdın!” (İsra, 17/74-75). 
 Bizim de konjonktür gereği, makam-mevki icabı, yerine göre çıkar-menfaat için veya ince ayar ve hatır için yüz yüze geldiğimiz türlü türlü imtihanlar ve olgular olabilir. Bu durumda rüzgara göre yelken mi açacağız yoksa omurgalı dik duruşumumuzu sergileyebilecek miyiz? İşte imanın söylem mi? eylem mi?  dille “elhamdülillah müslümanım!” övüncü mü? yoksa bilgi ve bilinçle kazanılmış, pratik hayata dönüşmüş bir karakter mi şahsiyet mi olduğunu test edeceğimiz bir süreçtir bu hayat. Allah Rasûlû’nün derhal ve net cevabı, şüphesiz vahiyle inşa olmuş bir aklın ve iradenin eseridir. Onun için imanımızı, bilgi ve bilinç zemini üzerinde inşa etmemiz gerek.
 Bilgiye, bilince, vahye ve hakikate oturmayan iman bizleri, ya yanlış karar ve uygulamalara sürükler veya yanlış şeye iman etmemize sebep olur. Tıpkı taşa, ineğe, güneşe vs. nesnelere Tapan adam gibi… Bu adam hiçbir zaman “Yanlış şeye tapıyorum ama olsun, yine de taparım.” demiyor. Bilakis doğru şeye taptığına inanıyor. Aynen bilgi, bilinç ve vahiy/Kur’an gibi bir beslenme kaynağına dayanmayan taklidi iman, sahibini ya radikalleştirir, marjinalleştirir, deli fişek gibi her türlü tehdit ve tehlike potansiyeline sürükler veya akıl ve iradeden mahrum birilerine kul-köle ve geda yapar çıkar.


“De ki: Eğer gerçekten inanıyor iseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor öyle!” (Bakara, 2/93)
 Demek ki imanımız bize ve çevremize olumlu anlamda dokunamıyor ve pozitif enerji kazandıramıyorsa ha var ha yok! Adı var kendi yok bir garip avuntu demektir. O halde ya yaşadığımız gibi inanırız, ya da iman ettiğimiz gibi yaşarız