• 5.11.2021
  • 328

 Bizler bu hayata “saldım çayıra, Mevlam kayıra” misali anlamsız, amaçsız, boş yere geldiğimizi ve de yaşanmış bu hayatın hesabının verileceği ilahi divana çıkmayacağımızı mı hayal ediyoruz? (Mü’minûn,23/115)

                 Yook yok, insan gibi akıl, irade ve vicdan sahibi, görünen ve görünmeyen tüm varlıklar yeryüzünde görevli, Allah’ın aktif kulları ve (temsili) kollarıdır. (Zariyât, 51/56)

                 İnsanın bu kulluk alanı, kendisinin insani değerlerini ve ahlakî niteliklerini geliştirerek yaşayacağı imkânlar alanıdır. İnsanın kendini, kişiliğini, şahsiyetini, kalitesini geliştireceği bu imkânlar alanını gerçekleştirmekle varlığımıza ve hayatımıza anlamlar katıyoruz ve hayatlar kazanıyoruz. Ancak bunda asla bir emrivaki ve zorunluluk yok, hep mümkün ve sunulmuş bir imkândır insan için. Mesela bir hastayı ziyaret etmek mümkündür. Bu mümkünü yapmakla hem biz, hem de o hasta çok mutlu oluyor ve her iki hayata da derin anlamlar ve izler atıyoruz. Aç bir insanı doyurmak, bir yetimi sevindirmek, bir genci okutmak, yaşlı veya yatalak komşumuzun ihtiyacını görüvermek hepimiz için mümkündür, imkân dâhilindedir. Bu imkân alanlarını doldurduğumuzda hem kendi hayatımıza, hem de o canlara mutluluk ve derin anlamlar ekmiş oluyoruz. İşte dinin bu imkân alanlarını aktüel ve aktif hale getirdiğimizde varlık sebebimizi, kulluk anlam ve amacımızı gerçekleştirmiş oluyoruz.

                 Ağırlıklı Afrika’da, Arakan’da, Bangladeş’te, Yemen’de, Filistin’de ve diğer insan yurdunda/yeryüzünde 3/üç milyar insan, temiz ve sağlıklı içme ve kullanma suyundan mahrum, suya hasret ya çocukken (yılda 3 milyon çocuk) ya da en fazla 37-38 yaşında ölüp gidiyor. Buna el atacak, su kuyuları kazacak, kazdıracak, hayat kurtaracak, yavruları ve insanı suvaracak olan yeryüzünün halifesi, Allah’ın kulu ve de temsili kolu olan insandır. Yoksa Allah, imkânsız olanı mümkün hale getirerek, suyu var ederek, yeraltında depolayarak ilahi yasasını, sünnetullahını gerçekleştirmiştir. Bundan gayrisini, insan ve iman kardeşliğimize emanet etmiştir.

                 İnsan ve iman kardeşimizi doyurursak, suvarırsak, ziyaret edersek, ihtiyacını giderirsek kendi varlığımıza anlam ve amaç katmış oluruz. Ya bunları yapmazsak, varlığımız hiçbir şey ifade etmez. Affedersiniz “şalgam geldik, turp gittik” misali insanlığımızda bir arpa boyu yol alamayız.

                 Yeryüzünde her ne varsa, insan için/bizim için yaratan ve hizmetimize amade ve emanet kılan bir Rabbimiz var. O’nun “Size verdiklerimizden siz de insanlara verin!” (Bakara, 2/254) buyruğu ile bize gösterdiği imkânlar alanında rol almamız, bizim salih amellerimizdir. Yani başkasının hayatına olumlu anlamda dokunmamız, hayatını kolaylaştırmamızdır amel-i salih. Başkasının yaşamasına yardımcı olmak, bizim kendimizi yaşatmamızdır. Başkasını mutlu etmek, bizim mutluluğumuzun kaynağıdır.

                 Sözün özü, “Başkasının acısını duymak için onlardan olmak gerekmez; İNSAN OLMAK YETER!” eyvallah! Hadi inşallah insanlığımızı fark etmek ve ispatlamak hatta üst insan/insan-ı kâmil olabilmek elimizde…